25.04.2007

SPİRİTOLOJİ, PARAPSİKOLOJİ, UFOLOJİ
TEMEL ALT YAPI KİTAPLARI
CİLT : 2
BİLİM ARAŞTIRMA MERKEZİ YAYINLARI


RUHSAL MESAJLAR -1

Yüksek Rehber Ruh GOETHE’den Mesaj (1968) : “Gözünden ırak olan emeller gönlünden de ırak olsun! Gerçekleşmesi imkansız ihtiraslar seni boşuna kasıp kavurmasın! Sana verilen layık olduğundur. Azlık çokluk görecedir, neyin az neyin çok olduğunu sen bilemezsin. Çokluk olarak gördüğün nimetler aslında birer rüyadan, hayalden ibarettir. Tanrı sana neyin gerektiğini senden iyi bilir, layık olduğun şey bugünkü durumundur. Sen iyinin ta kendisi, bizatihi nimetin özüsün! Tanrı sana tüm nimetlerin tohumlarını fazlasıyla vermiştir. Tanrı isteyene daha fazlasını verir, ama bu veriş varlığı perişan eder, helak eder! İstemeyen, hakka rıza gösterense gerçeğin ne olduğunu sezdiği için doğru yoldadır. Susmak kaderin gereğidir, susmak insanı felaketlerden korur. Susunuz, düşünce, istek ve ihtiraslarınızı susturunuz!
“Ey asiler, ey ilahi adalete rıza göstermeyen inkarcılar, ey her şeyi bildiğini sanan gafiller, zaman yaklaşmış ufuklar ağarmaya başlamıştır. Hala gerçeğe sırtınızı dönüyor, hala görmek istemiyorsunuz! Görmek istemeseniz de size gösterilecektir. Ey din adamları, ey bilgin geçinenler, her şeye vakıf olduğunu sanan gafiller, lütufkar Tanrınız size bir kere daha yardım edecektir. Sizler birer hiç, birer gafil, birer cahilsiniz! Gözlerinizdeki perdeyi araladığınız zaman tüm yaratılmışların bir ve aynı olduğunu göreceksiniz. Dinlerinizle, sahte ve uydurma hikayelerinizle Tanrının ışığını karartmaya çalıştınız, ama başaramadınız, başaramayacaksınız da! Uçurumun kenarındasınız, uygarlık dediğiniz uydurmalarınızı, konforunuzu, cehaletinizi ebediyen kaybetmek üzeresiniz! Yeryüzünü talan etmek niyetindesiniz, ama buna izin verilmeyecektir. Yıkımın eşiğinde bulunduğunuzu yakında size göstereceğiz. Tanrı size yine acıdı da bereketinin meyvelerini sunuyor. Dinlerinizi uydurma hale getirdiniz. Ne deniyor Kuran’da, okuyun ve anlayın. Okuyor ve anlıyor musunuz? Hayır, papağan gibi kelimeleri tekrarlayıp duruyorsunuz!
“Size haberciler gelecektir, size bildirilecektir. Diğer gezegenlerdeki varlıklar şükrederler, ama siz inkarı meslek edindiniz. Gelecekler ve size bir hiç olduğunuzu gösterecekler. Ulu Tanrı size bilgili insanlar gönderdi, onları inkar etiniz, dövdünüz, hakaret ettiniz, uydurduğunuz şeylere uydunuz. Gelecekler, geliyorlar, her gün, her saat, fakat görmüyorsunuz, göremeyeceksiniz. Onlar sizi sınıyorlar, belki anlarlar da akıllarını başlarına toplarlar diye. Gördüğünüz zaman telaştan kaçacak delik arayacaksınız! Rab şimdilik bunu erteledi, erteliyor. Fakat yakındalar, sesleri ve hareketleri duyuluyor. Siz artık terbiye edileceksiniz, bunu hak ettiniz! Nükleer enerjiyi çocuk oyuncağı mı sanıyorsunuz? Japonya’ya savurduğunuz atom zehiri sizi ürkütmedi mi? Hala uçan daireleri inkar ediyorsunuz, yakında var olduklarını göreceksiniz! Uyanın ey gafiller, inkar ettikleriniz tepenizde her gün sizi izliyorlar. Tanrıdan gelen emir onları bekletiyor. Zamanı var, anlayacaksınız, pek gecikmeyecek! Ülkeleriniz, şehirleriniz tarumar edildiğinde aklınız başınıza gelecek! Onlar işaret bekliyorlar. Sizi onlar mahvetmeyecek, onlar zararlıları temizleyecekler, zararlıları buradan alıp sürecekler, ıslahhanelere, ıslah gezegenlerine sürecekler! Sürüldüğünüz yerde sapkınlık size nasip olacak mı sanıyorsunuz?
“Size verilenler, sizin verdiklerinizden kat kat fazla değil mi? Tanrıya ne verdiniz, onun kullarına ne verdiniz? Verdiyseniz bile can sıkıntınızı defetmek için verdiniz! Sizce bu hayır mıdır? Ey kainatın geri kalmış varlıkları size sesleniyorum, uyanın ve çevrenize bakın, fakirleri doyurun, açları, hastaları gözetin. Siz şehvetin, maddi gösterişin esiri oldunuz. Oldunuz da ne oldu? Gaflet, sapkınlık, huzursuzluk ve ıstıraptan başka ne elde ettiniz?”
(Sayfa: 5-10)

Yüksek Rehber Ruh GOETHE’den Mesaj (1968) : “Tanrının inkarı, insanın kendini inkarıdır! İnkar yokluğu gösterir, sen var mısın yok musun? Var isen O da vardır. Yokluk görece bir terimdir, yokluk yoktur, varlık vardır. Her yerde, her şeyde varlık vardır. Maddeye esir olmayınız, maddeden faydalanınız, maddeden aldığınızı fazlasıyla maddeye vermekle yükümlüsünüz. Madde sizden sevgi istiyor, sevmeyen maddeden yararlanamaz!
“Şeytan senin beynindedir, o ruhuna musallat olmuş bir parazit gibidir! Şeytan sevgisizlikten hoşlanan bir ifrittir, senin zaafını, iradesizliğini bekler. Kırık bir gönlü yapmak senin doğal halin olmalıdır. Doğa sana her şeyiyle nasıl hizmet ediyorsa sen de başkalarına öyle hizmet etmelisin. Sürekli istemek bir enerji israfıdır, enerji kaynaklarını kurutursan neyi isteyeceksin? Sana verilmemesi gerekeni kaynakları zorlayarak almaya çalışmamalısın. Kader doğal bir hayat çizgisidir. Haram yemeyiniz ve yedirmeyiniz, düşünce ve ince sezgileriniz haramı tanır, haram yerseniz perispiriniz yanar. Doğaya aykırı davranış perispiri düzenini bozar ve sizi hasta eder! Şeytan haramla beslenenin vücudunu ve ruhunu istila eder, orada kendine uygun auralar yaratır. Alan vermeye alışmalıdır, vermediği takdirde kendisinden zorla alınır ve zor insanı hastalığa sürükler. Aldıklarınızı verirseniz onlarla başkaları da geçinir ve evrimini tamamlar, tamamlanan varlık ise vermeyi sürdürür. Bu doğal akışı bozarsanız siz de bozulur, hasta olursunuz! Hastalık mikrop işi sayılmaz, hastalık mikrobu davet eden bir zeminle başlar, bu zemini bulamayan mikrop üreyemez, üremediği sürece de vücuda yayılamaz. Hastalığın zemini hazırsa istediğiniz kadar ilaç alın mikrop vücuda yayılacaktır. Önce zemini yok etmelisiniz, ilaçlar zemine tesir etmezler. Beyni ve ruhu temizlerseniz zemin temizlenmiş olur, bağışıklık dediğiniz şeyin mekanizması budur. Hücreyi koruyacak olan ruhunuzdur, çünkü hücreler de ruh sahibidir. Ruha musallat olan şeytan ve onun saptırıcı fikirleridir, vücuda musallat olanlar ise şeytan işi içki ve uyuşturuculardır.
“Kanseri yaratan sadece sigara değildir, kanser sevgisizliğin ürünüdür, onu tedavi etmeniz için önce ruhu tedavi etmeniz gerekir. Ellerinizi hasta uzvun üzerine koyup Rab’den yardım dileyiniz, O size kudretini gönderecektir. Hırslar çoğaldığı için kanser artmıştır. Ruh sürekli sevgi denen gıdaya muhtaçtır, sevgiden yoksunluk onu dejenere eder. Bu dejenerasyon ölümle son bulmaz, biz o ruhları burada da tedavi ederiz. Bedene hakim olması gereken ruh kendini bedene teslim etmiştir. Ruh evrenlere kök salan alıcı verici bir istasyon gibidir, onu serbest bırakırsanız evrendeki tüm alemlerden, yıldızlardan güç ve kudret alırsınız. Size yardım gelecektir, buna rağmen insanlık düzelmezse ilahi adaletin hükmü yerine getirilecek, hasta unsurlar dış müdahaleyle dışarı atılacaktır, atılmayanlar ise zararsız hale getirileceklerdir.” (Sayfa: 10-19)

Yüksek Rehber Ruh GOETHE’den Mesaj (1969) : “Maddi ve manevi kavramlar ayrı şeyler değildir. Maddi olan her şey aynı zamanda manevi nitelikler taşır, dolayısıyla manevi olarak gördüğünüz her ruh bir parça maddidir. Maddeden gelen enerjiler ruhun evrimini sağlar, maddi tesirler ruhta ölümden sonra da vardır. Perispirisiz ruh düşünülemez, perispiri yarı ruhsal yarı maddesel bir karakterdedir. Ölüm ötesinde bile ruh maddeye tesir eder. Ruh, perispiri olmadan dünyada enkarne olamaz, maddeye etki edemez, bedeni meydana getiremez. Madde ruha bağlıdır, bu yüzden ruhla birlikte bulunur, ruhla ilişkisi olmayan tek bir atom bile düşünülemez. Mutlak atalet diye bir şey yoktur, maddeyi severken o maddeyi idare eden ruhu da sevmiş olursunuz. Madde sürekli enerji alıp veren bir akü gibidir, enerjisini koruyabilmek için ruhla ilişki kurmak zorundadır. Şuursuz ve ruhsuz hiçbir enerji düşünülemez.” (Sayfa: 20-21)

Yüksek Rehber Ruh GOETHE’den Mesaj (1969) : “Eğer ruh gözüyle görebilseydiniz ne kadar çok canlı ve cansız varlıkla çevrili olduğunuzu görecek ve şaşıracaktınız, siz yapayalnız değilsiniz. Ama yalnızlık duygusu sizi transa geçirerek antenlerinizi maddi ve manevi alemlere yöneltmenize sebep olmaktadır. Ancak kendini yalnız hisseden insan düşüncesini bir noktada yoğunlaştırabilir. Eşyalarınızı düzenli tutunuz, düzensiz manzara düzensiz enerji yayını demektir, düzensiz yayın sizi etkiler. Hastalıklarınızın nedenini şanssızlık, talihsizlik olarak algılamayın, hastalıkların sebebi kendinizsiniz! Hırsınız, egonuz, merhametsizliğiniz, dağınık düşünceleriniz hastalıkların esas nedenidir, mikropların etkisi ondan sonra gelir. Siz zemini hazırlamazsanız mikroplar oraya yerleşemez.” (Sayfa: 24-27)

Yüksek Rehber Ruh GOETHE’den Mesaj (1970) : “Gerçek sevgi seksin bittiği yerde başlar. Seks ilahi sevgiye ulaşmakta bir basamaktır. Kendi çocuğunu severken Tanrının sana emanet edilmiş bir kulunu seviyorsun, sen onunla sınavdan geçiyorsun! Seks almayı değil, vermeyi öğreten bir alıştırmadır. Çocuğuna vereceksin, öldükten sonra da vermeye devam edeceksin, seksüel arzunun asaleti budur. Seksüel arzu ve davranışlar, ruhsal alemde hazırlanmış bir planın uygulamasıdır. Seksüel olaylar dizisi evrim sürecinde fazla önem verilecek şeyler değildir. O bir hedef ve amaç değil bir aşamadır. Onu bir hedef gibi algılayanlar afyon yutmuş hayalperestlere benzerler. Severken ruhunuzla seviniz, ruhunuzla severseniz vücudunuz diğeriyle kaynaşır, alır verir ve ruhlar aleminde yankılar uyandırır. Siz ana karnına düşen bir yavruyu koparıp almakla hem bir ruhu görevinden alıkoyuyor, hem de görevli yüce ruhların planlarına aykırı hareket etmiş oluyorsunuz! Zorunluluk olmadıkça çocuk aldırmak size sorumluluk yükler. Zorunluluğun derecesini vicdanınızla belirlemelisiniz.
“Kadın ve erkek ruhu diye bir şey yoktur, sadece ruh vardır. Ruh, fonksiyonu gereği kadın veya erkek gibi görünmektedir. Kuran’da dendiği gibi insan varlıkla denenir, kimi insan da yoklukla sınavdan geçirilir. Şüphesiz yokluk sınavı daha çetindir, ama meyvesi de o oranda verimlidir. Varlık sahibi olanlar genellikle sevgiye uzak olanlardır, başkalarının sevgisine ihtiyaçları olmadığını sanırlar, oysa sevgiye esas muhtaç olanlar onlardır! Varlıklarının Tanrının bir lütfu olduğunu bilmez, hakları olduğunu sanırlar, onlar da bu şekilde sınavdan geçerler. Sizin varlıklı sandığınız kişiler bize göre fakirden de fakirdirler, çünkü onlar sevgiye uzak olanlardır, sevgiye uzak olanlarsa hastalığa yakındırlar! Gurur merhameti ve sevgiyi öldürür, gurur sevgi vibrasyonlarını geri çeviren bir kalkandır.Varlık sevgidir, varlık merhamettir, varlık alçakgönüllülüktür. Sizin cansız kavramınız beş duyunuzla sınırlıdır, duyularınızın dışına taştığınızda her yerin canlı oluğunu görür, tanır ve bilirsiniz.
“Peygamberi kendi ırklarına veya uluslarına mal edenler onu hiç tanımamış olanlardır. Onlar hiçbir ırk ve ulustan değildirler. Peygamber olan yüce ruh birçok gizli güçle donatılmıştır, mucize dediğiniz olayları Tanrıdan aldığı güçle meydana getirir. Mucizeler Hz.İsa ile son bulmuştur, mucize olmadan görev yapan peygamberin işi daha zordur, bu görev yüce ruhlardan birine verilir. Muhammed’in hiç mucizesi yoktur, ama o yine de ruhları terbiye etmiş, cahil kafalara bilgi aktarabilmiştir!
“Başka gezegenlerden gelenleri iyi dinleyiniz, onlar size sizi anlatıyorlar, teknolojilerinin üstünlüğünü hayal bile edemezsiniz. Kainatın bomboş olduğunu sanmak ancak size has bir fantezidir! İlahi birçok kanaldan size bilgi yağdırılıyor. Şimdi hayat süreniz eskiden olduğu gibi uzamaya başlamıştır. İklim şartlarınız kozmik devrin gereklerine uyarak değişmektedir, değişiklikler çeşitli yönlerde olacaktır. Ay’a gidiş ilk aşamadır, yakında kitlesel uzay seyahatleri olacak ve düşünceleriniz değişecektir. Galaksiniz ve dünyanız yeni bir galaktik devreye girmiştir, bunun sonuçlarını peyderpey göreceksiniz. Son hedef diye bir şey yoktur, mutluluk her hedefte başka bir realiteye ve veriteye yönelir. Gerçek mutluluğa hiçbir zaman ulaşamazsınız! Mutlak mutluluk ancak Tanrı varlığında gizlidir.
“Tanrıya ulaşmak hiçbir ruh için mümkün değildir, bunun aksini söyleyen fikirler birer safsatadır! Yaradan yaratıklarından tamamen ayrıdır, ama o yine de yaratılışın her zerresinde mevcuttur. Kutsal sır buradadır, tasavvuf dahil hiçbir düşünce bu gerçeği kavrayamamıştır, kavraması da beklenemez. Hiçbir kalıba ve tahayyüle sığmayanı nasıl kavrayabilirler ki ?
“Dünyanız her seferinde sıfırdan işe başlamış değildir. Doğal afetler bazı bölgeleri yok ettikten sonra bile fikirler başka bölgelere akmış ve evrim hiç durmamıştır. Galaksiniz başka manyetik alanların, başka duygu ve düşüncelerin etkisine girmiştir, bunun sonuçlarını almaya başladınız bile. Sevilen her varlık Tanrının yarattığı bir nesne olduğu için sevilmelidir, bir nesne olduğu için değil! Bedeninizi iyi koruyunuz, tüm hücre ruhlarının sorumluluğunu taşıyorsunuz. O hücre ruhları eğitilmek ve evrimleştirilmek için size emanet edilmiştir. Sevmek mutluluktur, zihnen tenkitçi olmayınız, hoşgörü ve sevgi dolu olunuz. Tanrının yarattığı doğada asık suratlılık ve sevgisizlik yoktur!” (Sayfa: 29-40)

Yüksek Rehber Ruh GOETHE’den Mesaj (1970) : “Her peygamber kendinden öncekini doğrulamış, şeriati tamamlamak için geldiğini söylemiştir. Aynı şeyi hem İsa’da hem de Muhammed’de görebilirsiniz. Musa’da, Yakup’ta, Davut’ta ve Süleyman’da da aynı açıklamalar vardır. Yeryüzüne bedenli olarak gelen peygamberler güneş sisteminizden gelmiş değillerdir, çünkü güneş sisteminizdeki süreçler birkaç bin yıllık farklılıklar arz eder. Birkaç bin yıl sizin için önemli olabilir, ama kainattaki ölçülere göre önemsizdir. Sizin ömür süreniz çok kısadır. Öyle dünyalar vardır ki, orada bir ömür on bin sene sürebilir. Galaksiniz içinden de peygamberler gelmiştir, ama daha üst bilgiler galaksinizin dışından gelmiştir. Galaksilerin merkezleri bilgi bakımından daha gelişmiştir, en yüksek realite veya verite merkezlerde bulunur. Merkezden uzaklaştıkça bilgi azalır, dünyanız galaksi merkezinin epey dışındadır. Her peygamber bir öncekinden evrim bakımından daha ileridir.
“Dünyanız yüksek vibrasyonlarla yıkanmaktadır, onları alacaksınız, bundan kaçamazsınız. Bitkinize, hayvanınıza, gıdanıza bu vibrasyonlar sinecektir. Vibrasyonlara uyum sağlayanlar varlıklarını devam ettirecek, sağlayamayanlar yeryüzünden silineceklerdir! Bu tesirler fiziksel ve kimyasal tesirlerdir, ruhi tesirleri zaten devamlı almaktasınız. Güneş sistemindeki sizden ileri kardeşleriniz halinize acıyor, sizi bir evlat gibi himaye etmek istiyor ve uyarıyorlar. Gelen tesirler direkt bünyenize yönelmiştir, eğer alışık değilseniz bünyeniz tahrip olacaktır!
“Benim dinim doğru öteki yanlış demeyiniz, hepsi doğrudur, hepsi birbirini tamamlayan bilgilerdir. Uzaylı kardeşleriniz sizi ziyaret edecekler, onları iyi karşılayınız, talimatlarından dışarı çıkmayınız, onları seviniz ve sayınız. Aslında onların aleminde her gece uykunuzda dolaşıyorsunuz, fakat hafızanızın perdesi örtüldüğü için hatırlamıyorsunuz!
“Ben Alman şairi Goethe değilim, medyum bu ismi beğendiği için kullanıyorum. Ruhlar aleminde isim yoktur, ruhlar aleminde belirleyici olan bilgi seviyesidir. Ben en son deneyimimi yapıp ruhlar alemine döndüğüm zaman henüz sizin dünyanız mevcut değildi! Bulunduğum yerin üst planlarında peygamberlerin varlığını hissediyorum. Hz. Adem’i göremiyor ama hissediyorum. Adem sadece dünyanın değil, tüm madde kainatının atasıdır, ilk bedenlenmiş varlığıdır. İsa, “Allah’ın Oğlu” olarak nitelendirildiği için çok üzgündür, bu yanlışın düzeltilmesi için dua etmektedir, bunu rahiplere ve papaya duyurunuz, sapkınlıktan uzaklaşsınlar, İsa’nın ruhuna azap çektirmesinler! Evet o babasız doğmuştur, daha doğrusu onun ruhu Hz. Meryem’in ruhuna akmış ve bir sempatizasyon meydana gelmiştir, kozmik tesirler bir tohumlama meydana getirmiştir. Bu çeşit olaylar yüksek düzeylerde ve diğer güneş sistemlerinde alışılmış şeylerdir ve sık sık meydana gelmektedir!” (Sayfa: 41-57)

Yüksek Rehber Ruh GOETHE’den Mesaj (1971) : “Kainatta rastlantı yoktur, her şey en ince ayrıntısına kadar yüce bir yasaya bağlıdır.Yüce olan tarafından planlanmış, tespit edilmiş ve bedenlenecek insana anlatılıp onayı alınmış, sonra da uygulamaya konmuştur. Hiçbir insan rastlantı sonucu dünyaya gelmiş değildir, doğum ve ölüm kesin bir başlangıç ve sondur, bunu hiçbir insan iradesi değiştiremez. Filanca falancayı öldürdü derken, aslında o insan diğerinin ölümüne aracılık etti demek gerekir, çünkü onun hangi gün, hangi saat, hangi salisede öleceği önceden planlanmıştır. Her şey Tanrının koyduğu kurallar içinde cereyan eder, hiç kimse bu yasaların dışına çıkamaz, sadece yasanın işleyişini etkileyecek davranışlarınız olabilir. İyi hareket iyi sonuç, kötü hareketse kötü sonuç doğurur, seçim insanın elindedir. Tanrıyı ve ilahi yasaları suçlamadan önce insan suçu kendinde aramalıdır. Istırap dediğiniz şey aslında bir lütuftur, olgunlaşmayı sağlayan bir lütuf!
“Ruh vücudun içine hapsolmuş değildir, kainatın her zerresinde mevcut bir kudrettir. Her hücrenizde bu ruh vardır, bu yüzden insan milyarlarca hücre ruhuna hükmetmektedir. Her organda da bir ruh vardır, bu kademe kademe yükselir, en tepede insanın idareci ruhu, yüksek benliği vardır. Bir insan katlettiğiniz zaman milyarlarca hücre ruhunu da katletmiş olursunuz! Bu hücreler size emanet edilmiştir, onları yüceltin evrime yönlendirin diye size teslim edilmiştir. İntihar ettiğinizde bu sorumluluktan kaçmış olursunuz. Ölümden sonra dirileceğinize inanmıyorsunuz, oysa bedeninizdeki hücreler her gün ölüyor ve yerini yenileri alıyor, bu ölüp dirilme değil midir? Bunu yapabilen Tanrı gerçek ölümden sonra sizi diriltemez mi? Eğer kainatta hiçbir şey kaybolmuyorsa düşünce nereye gidiyor? Siz beyin dalgalarını ölçebilirsiniz, ama düşünceyi ölçemezsiniz. Düşünce ölümsüzdür, o her yerdedir, değişen sadece vasıtadır, bedendir. Siz öldükten sonra hücre ruhlarıyla ilginizi hemen kesmezsiniz. Tüm hücreler tam anlamıyla ölene kadar hücrelerin her birini yanınıza alıp götürürsünüz. Ruhun haberi olmadan hiçbir organda en küçük bir değişiklik ve arıza olamaz.
“Siz uykuda ruhsal bir hayat yaşarsınız, uyku bir okuldur, bir öğrenimdir. Hem ruhun beyni terbiye etmesi, yani tüm hücreleri beyin vasıtasıyla uyarması, hem de ruhun idareci yüksek benlik tarafından terbiye edilmesi uyku sayesinde olur. Bunu ancak bedenden kurtulduğunuz zaman anlayabilirsiniz, maddi beyninizin bunu idrak etmesi olanaksızdır. Bu yüzden, uykudan uyandıktan sonra hiçbir şey hatırlamazsınız, kırık dökük rüyalardan başka.
“Evrimin amacı, sevgi vasıtasıyla ilahi sevgiye ulaşmaktır. Sevgiye ise herkese ve her şeye hizmet ederek ulaşırsınız, evet sevgi hizmettir! Bildiğiniz gibi kainatta değişik modülasyon ve frekansta dalgalar vardır. İnsan ruhu da böyledir, değişik bir frekans taşıdığı için diğer ruhlardan bağımsızdır, onlarla karışmaz. Ruhun bu değişik frekansı hem bedeninizde, hem de tüm kainatlardadır, her yerdedir. Bedeniniz içinde çift şuurla yaşamaktasınız, ruhsal ve maddi şuurunuzla. Aradaki perispiri denen vasıtaya ruhtan gelen herhangi bir emir perispiri tarafından beyne iletilir. Beyin bu tesirleri alırken, beyni yöneten ruhun yardımcıları olan pek çok organ ruhu da bu sürece katkıda bulunur. Beyinden omurilik ve sinirler vasıtasıyla emir ilgili organlara iletilir. Ruh ve beden arasındaki iletişimi perispiri sağlar. Perispiri yarı maddi yarı ruhsal bir varlıktır, ruhtan emirleri alırken ruhsal bir niteliğe bürünür. Ruhun varlığı olmadan hiçbir şey yapamaz, hiçbir şey düşünemezsiniz.
“Uzay devri deyimi yanlıştır. Gelen uzay devri değil, ruhsal devirdir, artık ruhun egemen olduğu bir devreye girmektesiniz. Bedeninizi yeni vibrasyonlara alıştırabilmek için her dakika Tanrıyı düşünün, saygılı olun ve hizmet edin, herkesi sevin. Bunu yapmazsanız dış dünyadan gelen vibrasyonlara uyum sağlayamaz, helak olursunuz! Devasa bir enerji ruhunuzdan ve tüm kainattan bedeninize akmakta ve onu yönetmektedir. Eğer bedeninizi ruhunuza egemen kılarsanız bu mekanizmayı ters işletmiş olursunuz. Ters işleyiş bedeninizin isyan etmesine yol açar, isyan da kanser dediğiniz hastalığa sebep olur. Kainatta büyük bir dram oynanıyor, sadece dünyanızın değil, sayısız güneş sistemlerinde yaşayan insanların evrimi için gerekli bir değişiklik yürürlüktedir. Siz de ister istemez buna sürükleniyorsunuz, uymaya mecbursunuz, uymazsanız mahvolursunuz!” (Sayfa: 57-70)


RUHSAL MESAJLAR-2

RAMALA MERKEZİ’nden Mesaj (1970) : “İnsan aslında dünyaya ait bir varlık değildir, evrimleşmek için geçici olarak dünyada bulunmaktadır. İnsanın canı dünya aurasına ilk kez ana rahmine düşme anında iner, fizik bedenleriniz dünya hayatı için tasarlanmıştır. Öteki planetlerde hayat vardır, ama insan bunu kavrayamaz. Diğer planetlerdeki varlıkların çoğu dünya denen hayat okulundan geçerek evrimleşmişlerdir. Dünyada enkarne olmuş Yüce Üstatların çoğu öteki planetlerin sakinleridir. Dünyada enkarne olmaları onları dünyalı yapmaz, tıpkı sizi yapmadığı gibi!
“Mars veya Venüslüler, insanoğlunun kendi başına gerçeği keşfetmesini sabırla beklemektedir. Onlar sadece dünyayı korumak için gelirler, sevgi duygusundan yoksun teknolojinizin gezegeninizi mahvetmesini önlemeye çalışırlar. Evriminize engel olan frekansları bozar, atmosferik katmanlarınızı onarırlar, bunu sağlamak için planetlerinden ışınlar yağdırırlar. Gördüğünüz uzay araçlarının çoğu Mars ve Venüsten gelir. Mars, Dünya’nızın elektrik enerjisinin büyük bir kısmını sağlamaktadır. Nükleer enerjiyi ilk kez patlatıp sistemin ahengini bozduğunuzda Marslılar bu zararlı enerjiyi etkisiz hale getirmek için bir cihazı harekete geçirdiler. Onlar gelecekte herkesi kurtarmak için gelmeyecekler, sadece kendilerini cezbeden düşünceleri yayınlayanları, doğru düşünce ve hareket içinde olanları kurtaracaklar. Kainatta her şey birbirine bağımlıdır, aşağı düzeyde olan üst düzeyde olana bağımlıdır, her ikisi birbirine karşı alıcı ve verici durumundadır.
“Sizler hepiniz tanrılar haline gelmektesiniz, yeni bir değişim dönemine giriyorsunuz.
30 yıl içinde balık burcu çağından kova burcu çağına adım atacak ve bunu sağlayacak gelişmelere tanık olacaksınız. Yeni dönemde, beş duyunuzun ötesindeki yüksek yaşam planlarının varlığını kabul edeceksiniz. İnsan nasıl Tanrının içinde barınıyorsa, içinizde barınan organ ruhları da sizi tanrı olarak görmekteler, onlara karşı sorumlusunuz.”
(Sayfa: 11-16)

Ruhsal Rehber JOHN’dan Mesaj (1970) : “1960-1970 yılları arasında verilen mesajlarda yansıtılan kurtarma planları, acil durum planları ve geçici önlemlerdi. Bunlar normalde olmayan en son çare operasyonlarıdır. Komşunuz olan planetlerdeki hayat formları eterik niteliktedir. Bu yüzden, planetinize inmek ve insanları alıp götürmek için vibrasyonlarını düşürmeleri gerekir, bu da onların birçok tehlikeyi göze almaları demektir. Aslında bir planetin kurtuluş çabası kendi içinden gelmelidir. Uzay araçlarıyla kurtarılanların bir cennete geri getirilmeleri söz konusu değildir, çünkü dünyanızın fizik olarak yenilenmesi yetmez, planetin hafızasında yer alan eterik, astral ve mental dengesizliklerin de giderilmesi gerekir. Kurtarılacak olanlar, gezegenin geçmişiyle ilgili bağlardan kendilerini tamamen arındıramazlar, afetlere yol açan tesirleri şefkatle gidermek zorundalar.
“Yakın zamanda dünyanın eterik yapısında yeni enerjiler açığa çıkmış ve bir dengelenme meydana gelmiştir, insanlık için yeni kurtuluş kanalları açılmıştır. Şimdi meydana gelecek olası bir nükleer felaket dünya nüfusunun acilen tahliyesini gerektirmektedir. Yeni şuur hareketleriyle uyum içinde olan kişilere hiçbir zarar gelmeyecektir. Fizik bedenleriniz değişmekte ve insanlık bir bütün olarak mutasyona uğramaktadır. Sizler tahrip edilemez olan yüksek şuur ile uyumlu hale geliyorsunuz. Dış dünyada ne olursa olsun, bu şuura uyumlanmış insana hiçbir şey olmaz.
“Planetinizin fizik kabuğu yeni eterik şuurunun bir tezahürü olmaya doğru ilerliyor, eskisinden daha fazla ışık ve sevgi ortaya koyuyor. Bu değişimlerden ötürü fizik bir uzay teması artık bir ihtiyaç olmaktan çıkmıştır, uzaylı kardeşleriniz geri çekilmişlerdir. Şimdi size yüksek düzeyde enerji bedenlerle gelmektedirler. Onlarla temas kurmak istiyorsanız şuurunuzu ve vibrasyonlarınızı yükseltmelisiniz. Kozmik kardeşlik kapasitenizi yükseltinceye kadar uzaylı kardeşleriniz sizinle temas kurmayacaklar. Onlar dünya halkının kıyam ederek şuurlanmasını ve büyük yaşam düzenini kurmak için birlikte çalışabilecekleri ortamın yaratılmasını bekliyorlar. Uzayda devasa araçların olduğu doğrudur, küçük bir gezegeni andıran bu araçlarda tüm hayatlarını geçiren ırklar var. Kainattaki iki şeyi ayıran unsur ne zamandır ne de uzay, sadece şuurdur! Bunu anladığınızda, Yeni Çağdaki tüm uzay temasının anahtarı önünüze konmuş olacaktır.” (Sayfa: 16-24)

Rehber Varlık KEMAL YOLCUSU’ndan Mesaj : “Madde kainatına intikal eden varlıkların başlıca silahları irade, iktidar ve şuurdur. İrade, iktidarı dengede tutan, onu sevk ve idare eden güçtür, varlığın en büyük desteğidir. Varlık doğrultusunu hep iradesiyle belirler. İktidar, ruhun savunma aracıdır, istenildiği zaman istenildiği kadar harcanabilen bir güçtür, insan önüne çıkan engelleri iktidarıyla aşar. Şuur ise, ruhun ayırt edici niteliğidir, şuursuz ruh, ruhsuz şuur düşünülemez.
“ Şuur; akıl, zeka, hayal gücü, yargılama ve mantık güçlerinin merkezidir. Ruhun ruh niteliğini kazanması için irade, iktidar ve şuur niteliklerini kazanması şarttır, bunlar onun asli unsurlarıdır. Ruh önce iktidar ile temasa geçer ve alma yeteneğine göre buradan iktidar elde eder, sonra sıra iradeye gelir. İktidarla kaynaşmış irade ortamına şuur da dahil olur. Bu üç unsurla ruh kişilik kazanır ve ruhun asli cevheri meydana gelir. İşte ruhlar arasındaki iktidar, irade ve şuur farkları hep bu alıp verme esnasındaki oranlara bağlıdır, bu oranlar varlığın karakterini yaratır. Biri diğerinden daha az ya da daha fazla almıştır, insanlar bu üç unsuru alma oranıyla birbirlerinden farklı olurlar. Üç unsur herkese Tanrı tarafından eşit olarak verildiği halde ruhların bunlardan yararlanması aynı derecede değildir. Kişilik ve karakterlerin farklılığını oluşturan sebep budur.” (Sayfa: 33-35)

Rehber Varlık KEMAL YOLCUSU’ndan Mesaj : “Kader planını hazırlayan ruh, bu planı uyguladıktan sonra bedenin gelişimini idare etmeye başlar. Fakat ruh melekelerinin tümü, yani irade, iktidar ve şuurunun tümü bu sahada rol oynamaz. Eğer ruh planını geniş, melekelerini dar tutmuşsa sonuç olumlu olmaz ya da planını dar, melekelerini geniş tutmuşsa sonuç yine olumlu olmaz. Ruhun yeteneği ve evrim düzeyi, bu planı düzenleme esnasında melekelerini kullanış şekliyle ölçülür, yani ruh belirli melekeleri insan bedenine çizdiği plana uygun verebilmişse sonuç olumlu olur. Ruhun belirli deneyimler için kısmi şuura, kısmi irade ve iktidara ihtiyacı vardır, eğer yeteneklerinin tümünü kullanırsa yapılan deneyim yanar, ziyan olur.
“İnsan beden taşıdığı süre içinde tüm varlığını, kainattaki deneyimlerini ve alemlerin niteliklerini sezecek olsa insan olarak yaşamaya razı olmaz. Tüm kudretini kullandığı zaman bir anda her şeyi yakıp yıkar, kendi arzusuna göre hareket eder. Bu durumda, kainatın sadece bir kısmıyla meşgul olup kader planının içeriğini önceden bilecek ve onu uygulamak istemeyecektir. İşte bu yüzden insan geçmiş yaşamlarını hatırlamaz, çıkarı gereği böyle olmalıdır, geleceği bilmemesi gerekir. Ruh ve madde doğrudan birbirlerine hükmedemezler. İkisinin birleşmesinden oluşan insani melekeler, yani insani şuur, insani iktidar, insani irade vardır. İşte insanı ömrü boyunca idare eden güç budur, bu güce insanın cüzi iradesi denir. İnsan meydana geldikten sonra artık ruhun ve maddenin değil, kendi insani şuurunun, yani cüzi iradesinin emrindedir, ait olduğu dünyanın gereklerine uymak zorundadır.
“Ruh, melekelerini insan bedeninin maddi kısmına bağladığı için artık o kısma istediği zaman hükmedemez. İnsani şuurun formülü yaşamsal planda iyi düzenlenmişse insan o plandaki amacını mutlaka gerçekleştirecektir. Ruhun bir takım melekeleri burada şekil değiştirmiştir, çünkü artık maddenin şekil değiştiren bir nüfuzu vardır, yani ruhun kısmi şuuru bir nevi madde olmuş, maddeleşmiştir, uyum sağladığı alemin yasalarına tabi olmuştur. Bu yüzden insan ruhunun görüşü de tamamen insani olmuştur. Hidrojen ve oksijen atomları birleşerek nasıl suyu meydana getiriyorsa, madde ve ruhun birleşmesinden de madde ve ruha kesinlikle benzemeyen bir başka unsur, yani insan meydana gelmiştir, ama yine de insanın hem ruhu hem de maddesi vardır.
“Ölümle birlikte asla dönüş başlar, bu ruhun maddeden çözülmesidir. Ruhun melekeleri maddeden sıyrılır, ruh ve madde asıllarına dönerler. Ölüm sonrasında bu sıyrılış birdenbire olmaz, nitekim kendilerini maddeden kurtaramayan varlıklar ölüm sonrasında karmaşa devreleri geçirirler, bu devreler insan ölçüsüyle asırlar kadar uzun sürebilir. Ruhun başarısı evrimiyle orantılıdır, ama insan kendi açısından bu başarıyı asla ölçemez. Çünkü insan maddeyle kaynaşmış ruhun, bir başka deyişle insan şuurunun üstünde bir idrakle düşünemez. Görüşleri hemen her zaman indi, miyop ve sakattır. Kainatta süfli bir şey yoktur, sadece evrim vardır. İyilik, kötülük ve dünya çıkarları, dünya düzeni için icat edilmiş görece değerlerdir, insan dünyada yaşadığı sürece bu değer yargılarına tabidir. Ölümle ruh ve madde asıllarına döndüklerinde orada kullanılacak deyimler dünya ve insan ölçülerine sığmaz.” (Sayfa: 37-40)

Rehber Varlık KEMAL YOLCUSU’ndan Mesaj (1950) : “Tanrı yarattığı kainatları bizzat idare etmez, onu yüksek, çok yüksek varlıklara havale eder, yaratılmışlar onun idare memurlarıdır! Kainatta büyük bir çalışma düzeni vardır, orada zerre kadar aksaklık yoktur. Aksaklıklara indi ve miyop görüşlerin yol açtığı hatalar sebep olur. Kainat büyük bir düzen içinde devreder durur. Güneşiniz kendi aleminizin merkezidir ve kendine ait gezegenleri vardır. Güneş geçmişte tek parça iken kuvvetli bir eksen hareketiyle parçalanmış ve bu parçalar madde kainatının çekme itme yasalarına uyarak denge kurmaya çalışmış ve sistemi meydana getirmişlerdir.
“Gezegenlerin eksen ve yörünge olmak üzere iki türlü hareketi vardır. Dünya evrime dönmeyle başlamış ve varlıkların deneyim yapmalarına sunulmuştur. Kainattaki her varlığın bir amacı ve anlamı vardır, orada değersiz ve yersiz hiçbir şey yoktur. İnsan hatalı gibi görünür, ama onun her hatasında bir kayırma, bilinmeyen bir amaç gizlidir. Madde şuursuz
ve iradeden yoksun bir varlıktır, şuurlu varlıkla temas ona cazip gelir. Maddede iktidar da yoktur. Eğer maddede bir enerji gözlemlenmişse, o bölgenin bir ruh tarafından istila edildiğine hükmetmek gerekir. Eğer maddede iradi bir hareket varsa, orası mutlaka bir ruhun etüt sahasıdır.” (Sayfa. 41-42)

Rehber Varlık KEMAL YOLCUSU’ndan Mesaj : “Yaratılmışların Tanrıyı idrak etmeleri evrim düzeylerine göre değişir. Örneğin, ruh aleminde yeni meydana gelmiş bir varlık çevresinden kendine bir Tanrı seçmeye kalkarsa bu ya çok sevdiği ya da korktuğu bir varlık olacaktır. Fakat evrimleşerek kainatın büyüklüğünü idrak edince artık her önüne gelene Tanrı demeyecek ve Tanrı fikriyle laubali olmayacaktır. Büyük ruhlar ve varlıklar evrimleştikçe Tanrıyla aralarında köprü kurmaya çalışmazlar. Tanrıyla aralarındaki büyük mesafeyi idrak edip onunla birleşmek şöyle dursun, adını anmaya bile cesaret edemezler. Tanrı yaratıklarıyla görüşmez, evrim düzeyi ne olursa olsun onlarla yarenlik etmez. Onun emirleri sonsuz bir düzen içinde gerçekleşir.” (Sayfa: 42-43)

Rehber Varlık KEMAL YOLCUSU’ndan Mesaj : “Anlaşmazlık evrim için bir gerekliliktir, değerini bilmek için kainat çapında düşünmek gerekir. Sizin gözünüzle bakıldığında zararlı olduğu sanılır, oysa madde kainatındaki evrim laboratuvarının en önemli unsurudur. Kemal yolcuları bu laboratuvarda çeşitli deneyimler geçirmek zorundadırlar. Anlaşmazlık kainatın tümünde vardır, evrim boyunca da olacaktır. Anlaşmazlık olmasaydı çatışma da olmaz, evrim deneysel olmaktan çok teorik düzeyde kalırdı. Hatalar tekrarlandıkça varlıklar hatadan kurtulma çarelerini ararlar, yanlışlık daima düzensizlikten kaynaklanır. Ruhun yüzeyine çarpan olaylar derine inip şuuraltındaki birikintilerle temas etmedikçe bir kıymet ifade etmezler. Istırap ruha renk verir, ıstırapla renklenmeyen ruh ders alamaz. Önce hayat dersi, sonra görüş berraklığı ve bakış keskinliği insanın olayları berrak bir şekilde görmesini sağlar.” (Sayfa: 46-47)

Rehber Varlık KEMAL YOLCUSU’ndan Mesaj : “İnsanlara istedikleri kadarını ver, çünkü sana da veriliyor. Ver ki verdiğin damlalar şelale olarak geri dönsün. İnsanlara ışık tut aydınlık onları kör edinceye kadar. Gökteki yıldızlar etrafındaki renkler ve sesler senin için yaratılmıştır, öyleyse sen de cömert ol. Yalnız ıstırabı isteme, insanlar onu bulmak için zaten koşuşturup dururlar, onları ıstıraba sürükleyen sen olma. Şu üzüm salkımına bak nasıl da başını sana doğru eğmiş, hiç olmazsa o asma dalı kadar olgunluk göster. Gökyüzünde Ay sana bir şeyler vermek için çabalıyor, karanlık yollarını aydınlatıyor, sen de tıpkı Ay gibi yap, ışığı yalnız kendin için saklama ki fazlası seni yakmasın. Kafanı bilgisiz, gönlünü kapalı tutma ki seni karanlıkta bırakmasın. Alem değiştirdiğinde sana kalan sadece görgün ve deneyimlerin değil mi? Annen baban ve diğerleri birer üniformadan farksızdır, dünyaya ait şeylerdir, ölümün ötesinde sevecen bir anne kalbi yoktur, ama orada anaya babaya ve şefkate ihtiyacın da yoktur! Hiçbir şeyden korkma ve yaratılış amacını hatırla, onu hatırladığında hiçbir şeyden korkmana gerek kalmaz, korku ruhun karanlığında gizlidir. Sahip oldukların için sevinme, sahip olamadıkların için üzülme. Senden üstün olduğunu sandığın kimseleri gökyüzünde arama, hiçbir şey senden uzakta değildir, Tanrı bile!
“Sonsuzluk sana ancak sezgi kanalıyla gelebilir. Sezerek gör, sezerek işit, sezerek anla. Eğer başkalarını hor görüyorsan için paslı, fermanın sisli demektir. İçini yont, parlat, her türlü şüpheyi kalbinden at. O zaman kainatı örten esrar sislerinin kalktığını, gerçeğin billurlaştığını, eşyayı ve varlıkları gerçek yüzleriyle görmeye başladığını anlayacaksın. Her hareketin seni evrime götürür, hatta duraklayışın, gerileyişin bile. Bazı insanlar eğlencenin peşinden koşarlar, onlar aslında içlerinin karanlığında boğulmaktan korkanlardır. Bazıları yalnızlıktan kaçarlar, onlar kendi vicdanlarıyla yalnız kalmaktan korkanlardır. İnsanları dinle, dinlemeden anlamak mümkün değildir. En kötü insanda bile çok kıymetli bir cevherin bulunduğunu unutma, çevrendekilerin evriminden sorumlu olduğunu unutma. İnsanları sev, çünkü sen de bir insansın. İnsanlara acı, çünkü sen de korunmaya ve şefkate muhtaçsın. İnsanları hoş gör, çünkü sen de kusurla dolusun. İnsanlara yardım et, çünkü sen de yardım bekliyorsun. Kendi ruhunu Tanrı sanma, gücünü abartma, başkalarının kaderine saygı göster. Bilgi sevgi şeklinde tecelli etmiştir, sevgiden hizmet idraki filizlenmiştir, bu filiz saygı ve hürmet çiçekleriyle bezenmiştir.” (Sayfa: 48-51)


TRANSANDANTAL MEDİTASYON

Transandantal meditasyon tekniğinin uygulanmasında zihnin faal yüzeyinden sakin derinliklerine doğru dalınır. Düşünceler zihnin derinliğinde fark edilmez empülsler (dürtü) olarak doğarlar ve şuurlu düşünme düzeyine doğru yükselirken açıklık kazanırlar. TM (Transandandal Meditasyon) tekniği, zihnin, bir düşüncenin gelişimindeki daha önceki aşamaları şuurlu olarak deneyimlemesini mümkün kılar, ta ki zihin düşünme sürecini aşsın ve düşüncenin kaynağına erişsin. Peki düşüncenin kaynağı nedir? Düşünceler sinema görüntüleri gibi canlanabilmek için şuura, yani zihnin ekranına ihtiyaç duyarlar. Bir insan düşünebilmek için şuurlu olmalıdır. Eğer kendimizi uyanık tutarak bir düşüncenin sistemli ve tedrici bir şekilde sönüp gitmesini sağlarsak, en sonunda bu şuur ekranını saf bir halde deneyimleriz. İşte düşüncenin kaynağı budur.
Saf şuur ekranı, düşüncenin bulunmadığı basit içsel uyanıklık halidir. Maharishi Mahesh Yogi düşüncenin kaynağı için, “şuurun en az uyarılmış hali” tanımını kullanmaktadır. Bir düşünce zihin yüzeyine çıktığı zaman, tıpkı okyanusun yüzeyini uyaran dalga gibi kişinin şuurunu uyandırır. Düşüncenin bulunmadığı şuuru deneyimlemek, şuurun en az uyarılmış halini deneyimlemek demektir. TM tekniğinin zihnin en az uyarılma haline ağırlık vermesi bu yüzden doğaldır. TM tekniği düşünce sürecinin ötesine geçme ve onu aşma aracıdır. Zihni kendi haline bıraktığımızda düşünme çabasız bir süreçtir, zihin ardı ardına düşünceler üretir. Düşünmek için hiçbir çaba gerekmediğinden, doğal olan düşünce süreci de zihnin düşüncenin ötesine geçmesine direnç göstermez. Böylece TM tekniği, zihnin düşünmeyi aşmaya karşı doğal eğilimini kullanmış olur. TM tekniğini uygulayan kişi, zihni yavaşça içeriye doğru yönelterek onu doğal eğilimini izlemeye bırakır. Böylece zihin karanlık bir odada loş ışığa doğru yürüyen bir insan gibi düşüncenin kaynağına akacak, atılan her adım bu ışığın şiddetini artıracaktır.
TM tekniğiyle düşüncenin kaynağına varıp orada 20 dakika süreyle zihnin en sakin düzeyinde kalınabileceğini düşünmek yanıltıcıdır. Meditasyon süresince birkaç dalış yapmak gerekir. Zihni düşüncenin kaynağına çektikten birkaç dakika sonra zihin tekrar faal düşüncenin yer aldığı yüzeye doğru yükselecektir. Yapılacak iş, kolayca ve rahatça düşüncenin kaynağına tekrar dalmaktır. TM tekniği bir trans hali değildir, aksine kişiyi çevreye karşı daha uyanık hale getiren dinamik bir süreçtir. TM tekniğinde, zihni düşüncenin kaynağına indirecek bir mantra kullanmak gerekir. Mantralar ses nitelikleri ve yapıcı etkileri için seçilirler, mantra ayrıca zihni ve bedeni yatıştırır. İnsanlar değişik yapıda oldukları için belirli tek bir mantra herkes için aynı sonucu vermez. Her kişi için uygun olan mantra ehliyetli bir TM öğretmeni tarafından verilmelidir. Mantra seçimi Veda’lara kadar uzanan bir geleneğe dayanır. (Sayfa: 11-13)

Mantra, merkezi sinir sistemiyle bağlantısı olan çok güçlü bir girişi temsil eder. TM tekniği uygulayan insan, ömrü boyunca mantrasını binlerce kez tekrarlayarak bir dizi değişikliğe yol açar. Maharishi mantranın esasının rezonans olduğunu, merkezi sinir sisteminin bioritmleriyle rezonansa girdiğini söylemektedir. Doğru seçilmiş bir mantra rahatlatıcı ve yapıcı etkiler meydana getirir, yanlış seçilmiş bir mantra ise rahatsız edici ve zararlı etkilere yol açar. Yanlış seçilen mantranın sonuçları hemen ortaya çıkabileceği gibi birkaç yıl sonra da görülebilir. Doğru mantra merkezi sinir sistemini maksimum düzeyde rahatlatır ve düzene sokar. TM tekniği uygulanırken düşünce süreci bedeni yoğun faaliyetten daha az yoğun faaliyete yönlendirir. Mantra bu süreci sessizce destekler ve zihinle bedeni sessizliğin düşük dereceli faaliyetinden konuşmanın yoğun faaliyetine yöneltir. Transandantal Meditasyon uygulaması dışında kullanılan mantra, meditasyon sırasındaki etkisini kaybeder.
(Sayfa: 13-16)

TM tekniğinin uygulanması sırasında metabolizma oranında bir düşüş, otonom sinir sisteminde gelişmiş bir dengelilik ve beynin elektriki faaliyetinde artan bir düzenlilik meydana gelmektedir. Ayrıca TM programı uygulamalarında yüksek tansiyonun düştüğü, soluk alıp verme oranlarının azaldığı, astımın şifa bulduğu, hastalıklara karşı direncin arttığı gözlemlenmiştir. Sıkıntı, depresyon, sinirlilik ve uyuşturucu kullanımında belirgin azalmalar meydana gelmiş, zeka, yaratıcılık, dengelilik ve hafıza performansı daha da gelişmiştir. (Sayfa: 17-20)

Yapılan bilimsel deneyler, TM tekniği uygulandığında beyin dalgalarının belirli bir frekans tekdüzeliliği gösterdiğini ortaya koymuştur. Beynin elektriki faaliyeti daha eşzamanlı olmuş, gürültüden ziyade müzik gibi tezahür etmiştir. (Sayfa: 22)

TM dışındaki meditasyon tekniklerinin çoğu şu iki kategoriye girer. Konsantrasyon ve kontemplasyon. Konsantrasyon teknikleri, zihni belirli bir düşünce, his, hayal veya bedenin belirli bir bölgesi ya da bir obje üzerinde odaklamak için gösterilen çabayı kapsar.Tipik konsantrasyon teknikleri solukları sayma, gözleri mum ışığına dikme, zihnin ekranında bir ışık hayal etme, zihinde belirli bir düşünceyi tutma ya da zihni boş bırakma gibi tekniklerden oluşur. Konsantrasyon tekniği gelişigüzel düşünceleri zihinden atmayı ve zihin ne zaman dalgalanma eğilimi gösterse konsantrasyon objesi üzerinde tutmayı gerektirir. Hindistan’da uygulanan tekniklerin çoğu konsantrasyon türündendir. Nihai hedefi kişinin aydınlanması olan bu teknik, uzun yıllar süren disiplinli bir uygulama sonucunda elde edilmektedir.
Kontemplasyon teknikleri ise, önemli bir fikir ya da soru hakkında, örneğin Tanrı, sevgi, ben kimim gibi konularda sınır tanımayan bir şekilde düşünmeyi kapsar. Sorun çözme faaliyetinden tamamiyle farklı olan kontemplasyon çoğunlukla filozoflar ve keşişler tarafından uygulanır. Entelektüel ufku genişleten bu yöntem, zihnin faal yüzeyini keşfetmekle ilgili bir tekniktir. (Sayfa: 49)


YÜCE BEYAZ KARDEŞLİK

Üstat ODYSSA’dan Mesaj (1957) :
“Ben, dünyadaki yeni çağ canlarıyla temas kurmaya çalışan Yüce Beyaz Kardeşliğin temsilcilerinden biriyim. Geçmişte birçok yüce öğretmen, William Stainton Moses ve Madam Blavatsky gibi ileri düzeyden zihinler vasıtasıyla kendilerini ifade ediyorlardı. O zamanki kehanetlerde, yüce öğretileri 20. yüzyılda dünyaya vereceğimiz belirtilmişti. Bu öğretiler sadece dünyanın Mister Okulları olarak bilinen merkezlerdeki seçkin gruplara verilmektedir. Yegane din hakikat denen dindir, hakikat izleyicinin gözlerine göredir, her zihin dünyayı o zihnin kullandığı gözlüklere göre kavrar. Görme gücünü değiştirdiğinizde hakikat de değişecektir. Zihnin ve kalbin anlayamayacağı hiçbir konu yoktur. Yüce üstatlar her nesilde, her çağda yeryüzüne geri dönmüşlerdir. Onlar da bir zamanlar sizin şimdi yürümüş olduğunuz yollardan geçmişlerdir. Hayatın tek yasası ilerleme ve gelişmedir, bunlar engellendiğinde zihin, kalp ve can hiçbir değer ifade etmez. Hiçbir yüce üstat ve peygamber öğretisini binlerce yıl ayakta tutamaz, çünkü hakikat tek bir kişiye göre sınırlanamaz, dinlerinizdeki mezhepler bunun kanıtıdır. Binlerce mezhep nasıl hakikatin çeşitli veçhelerini temsil ediyorsa, hakikate bakmanın da binlerce çeşidi vardır, bu bir olgunluk sorunudur.
“Düşünceleri gelişmemiş zihinler, yüce üstatların öğretilerini tahrif eder ve değiştirirler. Bu yüzden, tahrifleri gidermek için asırlar boyunca aranıza avatarlar gelir. Bu avatarlar çoğunlukla kimliklerini belli etmeden aranızda yaşarlar. Bunun sebebi cahil kimselerin saldırılarından bu yüce öğretmenleri korumaktır. Bizler çağlar boyunca Yüce Beyaz Kardeşliğin üyeleri olmuşuzdur, öğrenci hazır olduğunda öğretmen mutlaka gelir. Uyanın, ayağa kalkın ve kendinizi bilin! Biz, Hayır ve Şer Ağacından gelen bilgiyi hayrınıza yorumlayarak entelektüel bir düzeye ulaşmanızda size yardımcı olmak istiyoruz. Aranızdan biri karanlığın gerçek bir cevher olduğunu söyleyebilir mi? Hayır, karanlık dediğiniz şey ışığın yokluğundan ibarettir. Işık, bilimsel zihin tarafından bilinebilen, araştırılabilen ve sınıflandırılabilen bir cevher, bir enerjidir. Ama karanlık, gerçek cevher olan ışığı tanımlamak suretiyle bilinebileceği için aynı şekilde sınıflandırılamaz. Cehalet için de durum böyledir, kötülük için de durum böyledir, gerilik ifade eden güçler için de durum böyledir, yüce gerçeklerden haberi olmayan bir zihne göre bunlar var gibi görünürler!
“Cehalet, kötülük ve gerilik, her insanın mirası olan mükemmel bilginin, hayrın ve olgunluğun yokluğundan başka bir şey değildir. Size bu bilgileri getiren üstatlardan bazıları ölümden sonra gidilen spiritüel alemlerdedir, bazıları ise yeryüzünde gizli yerlerde fizik bedenler içinde yaşayan kimselerdir. Onlar ölmek zorunda değildir, hepsi de Hayır ve Şer Ağacı’nın üstatlarıdır, görevleri ilahi yasayı öğretmek ve sizleri aydınlatmaktır. Yüce gerçeği öğrenmek için içten bir arzu duyduğunuz zaman size yardım ederler. Onlar sizi izlemekte ve ufukta Altın Çağ’ın ağarmasını beklemektedirler!” (Sayfa : 7-12)

Rehber Varlık WHİTE EAGLE’dan Mesaj : “Beyaz Kardeşlik, kendisini izleyen gruplar tarafından spiritüel güç kasıtlı olarak boşa harcanmadığı sürece fizik bedenler içinde dünyaya gelmeye devam edecektir. Çoğu kez tanınmadan müritler arasında dolaşacaklardır, yeter ki onlar yasaya riayet etmeyi öğrensinler. Tutku ya da düşüncelerinizi kontrol etmede başarısız olursanız spiritüel dolaşımınızda tıkanıklıklara sebep olursunuz, sizi izleyen ağabeylerinize saf vibrasyonlarınızı göndermemiş olursunuz. Yüce Beyaz Kadroya dahil olan her kardeş kendini tüm yaşam biçimleriyle, böcekle, çiçekle, güneş ışığı ve yağmurla özdeşleştirmelidir. Beyaz Kardeşlikten gelen mesajlar şu dört kelimeyle özetlenebilir: Mükemmel Hale Gelmiş İnsan (İnsan-ı Kamil).
“Başlangıçta ışık vardı, her şey ışıkla oluştu, ışık olmasa yaşam da olmazdı. Işık Tanrının oğludur, fizik güneşin her yanında var olan spiritüel güneştir. Fizik güneş nasıl yeryüzüne hayat veriyorsa, spiritüel güneş de insanın canına hayat verir. Spiritüel güneşten 7 ışın neşrolur. İlk prensipten gelen bu 7 ışın tüm hayata nüfuz eder, evriminizi, mükemmel hale gelmenizi sağlar. Enkarne olan her insan çakralar vasıtasıyla gezegensel tesirlerin etkisi altındadır. Her çakra kendi planeti ve o planetle ilgili renkle bağlantılıdır, çünkü her planetin kendine özgü bir tonu, bir titreşimi vardır. Her insan çakraları yoluyla bu tona ve titreşime yanıt verir, ışığı teneffüs edin dememizin sebebi budur. Işığı teneffüs ettiğinizde şifayı teneffüs etmiş olursunuz, çünkü beyaz ışık tüm renkleri bünyesinde barındırır.
“Işıkla çalışan ve onu yeryüzüne getirmeyi ideal edinen her insan Işığın Kardeşidir. İnsanlığın bakımını üstlenen ve 12 üstattan oluşan bir kadro vardır. Onlar Sessiz Gözeticilerdir. Ayrıca insanlığın ilerlemesi için insan gruplarıyla çalışan üstatlar da vardır. Sanat, müzik, tiyatro ve edebiyat gibi insanlığın ruhunun yüceltilmesine hizmet eden yaratıcı faaliyetler bu üstatların rehberliği altındadır, onlar tarafından esinlendirilir. Bu yüce varlıklar her zaman insanlarla doğrudan ilişki kurmazlar, ruhsal rehberler olarak bildiğiniz spadyuma ait koruyucu varlıkları kullanırlar. Uluslar arasında önemli bir konferans olduğunda onlar oradadır, insanlığın kaderini etkileyen hiçbir toplantı yalnız insanlara bırakılmaz, spiritüel bir kadro tarafından esinlendirilir. Yüce Konseyin üyeleri eğer gerekiyorsa yardım ederler, dünyasal zihnin karmaşasından hiç etkilenmezler. Yüce Beyaz Kadrodan gelen bu varlıklar ilahi yasaya uymak zorundadırlar, ama tıpkı insanlar gibi bir miktar özgür iradeye de sahiptirler, kuralları az çok esnetebilirler. Şunu iyi anlamalısınız ki, kainatta her şey bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır. Yerden en yüce yüksekliklere kadar her bireysel can birbiriyle ilişkilidir. Mesela biz bu mesajları verirken üstümüzdeki bir düzey de onu yönlendirir, bu böylece sürüp gider.” (Sayfa: 14-17)

Yüksek Rehber Varlık DJWHAL KHUL’dan Mesaj : “İnsanlığın bugün arzettiği manzaranın ardında, insanlığı gözetme ve ona rehberlik etme hakkına sahip Yüce Varlıklar vardır. Bunu insanın özgür iradesine zorla karışma şeklinde değil, dünya düşünürlerinin zihinlerine evrimleştirici fikirler aşılama suretiyle yaparlar. Amaç insanlığın şuurunu yükseltmektir, onlar yeniçağ gruplarını yetiştirirler. Beyaz Kardeşliğin üyeleri, vahyin sürekliliğini sağlayarak insanlığın önünde kademe kademe açılan o engin geleceği kavramak zorundadırlar. Onlar güçleri vasıtasıyla insanlığı bir evrim yayı üzerinde koordine ederler. Bu uygulama karşılıklı bir telepatik ilişkiyle yürütülür, yüce varlıkların hepsi birbirlerine bu ilişkiyle bağlıdır, belirli bir vibrasyonla birbirlerine ayarlanmışlardır.
“Beyaz Kardeşliğin üyeleri vahşi insandan ne kadar ileriyse, onlardan o kadar ileri İlahi Plan ve programın bilgisine sahip üyeler de vardır. Enerjiler kendiliğinden ne iyi ne de kötüdür. Beyaz Kadro ile Kara Kadro aynı evrensel enerjileri kullanırlar, ama motivasyonları ve amaçları farklıdır. Her iki grup da eğitilmiş ezoteristlerden oluşur. Her Tanrı oğlunun arkasında Gözetici Ağabeylerin sevgisi ve bilgeliği yer alır. Bazen Yüce Beyaz Kardeşliğin bir habercisi kendini ifade etmek için bir vasıtaya ihtiyaç duyduğunda, eğer fizik bedeninin cevheri seyrekse (titreşimi yüksekse) bir müridin bedenini kullanabilir.
“Dünyadaki ve güneş sistemindeki inisiyasyonlar, Sirius’daki Yüce Beyaz Kadroya kabul edilmek için geçilen hazırlık inisiyasyonlarıdır. Güneş sisteminin ilk dört inisiyasyonu, birinci kozmik inisiyasyon öncesindeki dört eşik inisiyasyonuna karşılıktır ve bir üstadı Sirius’daki Yüce Beyaz Kadro’ya bir çırak haline getirir. Güneş sisteminin yedinci inisiyasyonundan geçildikten sonra Sirius’daki Yüce Beyaz Kardeşliğin bir üstadı olunur. Yeryüzünü etkileyen ve insanların şuurlarında evrimleştirici sonuçlar doğuran kozmik tesirlerin birincisi ve en önde geleni Sirius güneşinden neşrolan enerjidir. Düşünce enerjisi ya da zihin gücü, uzaktaki kozmik merkezden güneş sistemine Sirius yoluyla ulaşır. Bu haliyle Sirius, insanda öz bilinci oluşturan etkilerin neşrolunduğu odaklayıcı merkez ya da aktarıcı olarak faaliyet gösterir.” (Sayfa: 18-21)


HZ. MUHAMMED

LALEH BAKHTİAR : “Hz. Muhammed, karşıtların benlik içinde bir edilmesinin spiritüel bir örneğidir. Evrenin her yanındaki tüm formların ve anlamların onun şahsında bir araya gelmesidir. Hz. Muhammed misyonu, kendinden evvel gelmiş peygamberlerin misyonlarının devamıdır. Şimdiki siklusun son peygamberi olmasına rağmen aslında o ilk peygamberdi. “Hz. Adem su ile balçık arasındayken ben yine nebi idim” hadisi bu gerçeği vurgular. İlahi düşünce, tıpkı düşüncenin gerçekleştirilmesinden önce tamamlanması gibi Hz Muhammed’de tecelli etmiştir. Bu yüzden Hz. Adem’den önce gelmiştir. O, ilahi yaratılışın vasıtasıdır. “Ben M olmaksızın Ahmed’im, ben A olmaksızın Arab’ım, beni gören Gerçeği görmüş olur” hadisiyle anlatmak istediği de budur. Hadisin açıklaması şöyledir: M olmaksızın Ahmed, Ahad demektir yani Birlik. A olmaksızın Arab, Rab demektir yani Tanrı. Peygamber bu hadisiyle “Ben Birlik ve Rabbin ta kendisiyim” demek istiyor, yani yaratılışın tüm veçhelerinin içinde toplandığı Birlik ve Tanrılık hali! O bir bakıma gerçekliğin içsel veçhesini dışsal fenomenal veçhesiyle birleştiren Evrensel Prototip’tir. Bu konuda İbn-i Arabi şöyle der: “Görme gücünün vasıtası olan gözbebeğiyle gözün ilişkisi ne ise, Evrensel Prototip ile Tanrının ilişkisi de odur. Çünkü Tanrı Evrensel Prototip vasıtasıyla tüm ilahi veçheler içerisindeki Benliğin bilincine varır. Evrensel Prototip, Mutlak’ın kendi eserlerini görmek için kullandığı Alem’in Gözü’dür.” (Sayfa : 17-18)

B.L .P. TRENCH’in görüşleri : “Hz Muhammed’in yaptıkları, Hıristiyan ulusları arasında yeterince takdir edilmiş değildir. Eğer İslam alimlerinin yorulmak bilmeyen faaliyetleri olmasaydı, Grek dünyasının sönüp gidişinden sonra Rönesansın temelini oluşturan felsefenin pek azı geriye kalırdı. İslam alimleri, Avrupa’nın felsefe ve bilimsel araştırma için uygun bir yer olmadığı zamanda, 9. yüzyıl ila 12. yüzyıl arasında bu felsefeyi kaydedip yaşattılar. Hz. Muhammed Arap zihnini tekrar uyandırmış, Grek filozof, gökbilimci ve matematikçileri Arap düşünürleri arasında sığınacak ve barınacak yer bulmuşlardı. Avrupa’nın zihni, binlerce yıl süren karanlığından sıyrılma mücadelesine giriştiğinde, aydınlanmak için İslam düşünürleriyle bilim adamlarının yazılarına ve korudukları eserlere başvurmak zorunda kaldı. Hz. Peygamberin izleyicileri, Evrensel Mabut’a ilişkin monoteistik kavramı sarsılmayan bir kararlılıkla, son derece saf ve orijinal biçimiyle ayakta tutmuş ve korumuşlardır. “Allahtan başka Tanrı yoktur” sözü, İslamiyetin batılı kulaklarda çınlayan, teslis inancına bağlı Hıristiyan teologları bile tedirgin eden çağrısıdır.” (Sayfa: 18-19)

ANDREW THOMAS’ın görüşleri : “Müslümanlar, yani İlahi İradenin kulları Arabistan’dan İspanya’ya kadar yayıldılar. Klasik çağın kültür mirası, kısmen bunları Arapça’ya çeviren ve sonra batı Avrupa’ya aktaran Araplar tarafından kurtarılmıştı. Bir zamanlar dünyanın tek uygar devleti, öğrencilerin tıp, matematik, astronomi ve diğer bilimleri öğrenmek için akın akın gittikleri üniversitelere sahip olan Arap İmparatorluğu idi. Karanlık çağlarda dünyada parlayan tek ışık, Hz. Muhammed’in İslam ülkelerinde yaktığı ışıktı.” (Sayfa: 20-21)

H.G.WELLS’in görüşleri : “Hz. Muhammed, ölümünden sonra tanrılaştırılmasını önleyecek tüm önlemleri almıştır. İslamiyetin gücünü oluşturan diğer bir nokta da renk, ırk ve sosyal konumları gözetilmeksizin tüm insanların Allah huzurunda kardeş olduklarında ısrar etmesidir.” (Sayfa: 23)

LAMARTİN’in görüşleri : “Dünyada hiçbir insan yoktur ki Hz. Muhammed gibi yüce bir hedef benimsemiş olsun. Çünkü Yaradan ile varlık arasına sokulan dogmaları kökünden yıkmak, Allah’ı insana insanı Allah’a iade etmek, putperestliğin çarpık ve maddi tanrılar keşmekeşi içinde akla dayalı kutsal Allah düşüncesini canlandırmak hedefi gerçekten insanüstü bir hedeftir.” (Sayfa: 23-24)

Hz. MUHAMMED’in kutlu sözleri :

Adem suyla balçık arasındayken ben yine nebi idim!
Biz peygamberler topluluğuyuz, bizim gözlerimiz uyur, kalplerimiz uyumaz.
Bize insanlara akılları miktarınca konuşmamız emredildi.
Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi. Kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz.
Ben en güzel, en temiz huyları tamamlamak için gönderildim.
Ben gökte ve yerde emin adıyla anılırım.
Benim çektiğim eziyeti kimseler çekmemiştir.
Yaşamım da hayırdır size, ölümüm de!
Benim öyle bir zamanım olur ki, Tanrıyla arama en yakın melek bile giremez.
Ben, babam İbrahim’in duası, kardeşim İsa’nın müjdesi ve anamın rüyasıyım.
Kim rüyasında beni görürse gerçekten beni görmüştür, çünkü şeytan benim kılığıma giremez. O kişi kıyamette de beni görecek ve cennet ehlinden olacaktır.
Her peygamber kendi kavmine gönderildi, ben tüm insanlığa gönderildim.
Ben Haşir’im, halk kıyamet günü benim izim üzre haşrolunacaktır.
Ben Muhammed’im, Ahmed’im, Mahi’yim, Akib’im, Haşir’im, Mukaffa’yım, Kussem’im.
Dünyada mazlumların feryat ve figanı yükseldiği zaman Tanrı aslanlarının yardımı yetişir.
Siz ne halde iseniz, başınıza o halde adamlar getirilir.
Her gün sabah öğlen bir melek şöyle bağırır. “ Ey insanlar doğun ölmek için, yapın yıkmak için, toplayın dağıtmak için.”
Ölünün peşine üç şey takılır. Ailesi, malı ve işledikleri. Ailesi ve malı geri döner, işledikleri yanında kalır.
Arapların diğer kavimlere üstünlüğü yoktur, kavimlerin üstünlüğü ancak hayırseverlik ve suçsuzluktadır.
Bilgin kişiyle vakit geçirmek ibadettir.
Gerçekten tek bir bilgin, iblis için 20 tane ibadet edenden daha çetindir.
Faydalanılmayan bilgi, harcanmayan, hiç kimseye hayrı dokunmayan defineye benzer.
Bilgi her müslüman için farzdır. Fakat ehil olmayana bir şey öğreten, mücevher ve incileri domuzların boynuna takan kişiye benzer.
Bilgin ibadet edenden tam 70 kere üstündür.
Bilgi benim mirasımdır, benden önceki peygamberlerin de.
Bilginlerin mürekkebiyle şehitlerin kanları tartıldı, bilginlerin mürekkebi ağır geldi.
Bilgi elde etmeye çalışmak namazdan, oruçtan, hacdan ve Allah yolunda savaşmaktan da hayırlıdır.
Bir anlık düşünce, 70 yıllık ibadetten yeğdir.
Bilgi sermayemdir, akıl dinimin esasıdır, Allah korkusu rehberimdir.
Bilgi müminin yitiğidir, nerede bulursa alır.
Bilim rütbelerin en büyüğüdür, cehaletten kötü fakirlik olmaz.
Cahiller içinde bir bilgin, ölüler içinde bir diri demektir.
Bilim herkesi, ibadet ise ancak ibadet edeni ilgilendirir.
İslam dini akıl dinidir, aklı olmayanın dini de olmaz.
Bilgin kişinin abid kişiye üstünlüğü, benim, ümmetimden en değersiz birine üstünlüğüm gibidir.
Nakle dayanan kökleşmiş inançlar bilime aykırıysa bilim verilerini kabul ediniz.
(Sayfa: 113-121)


UZAYLILAR

Polonya asıllı Amerikalı astronom George Adamsky (1891-1965) 1952 yılında ilk kez bir uzaylıyla karşılaşmış, 1953 yılında bir ana gemiye bindirilmiştir. Adamsky’nin uzaylılarla son teması 1954 yılında oldu ve bu yolculuğunda fotoğraflar da çekti. Adamsky, uzaylılarla temasını ve edindiği izlenimleri şöyle anlatmaktadır:
“Uzaylıların bana anlattığına göre, asteroit kuşağı ne infilak etmiş, ne de kötü güçler tarafından yok edilmiş bir gezegendir. Asteroit kuşağı, doğal yasaya göre giderek dağılan dünyaların yerini alacak gezegenlerin doğduğu doğal bir kuluçka ortamıdır. Güneş sisteminin iyi bir şekilde dengelenmesi için bu kuşak bir vibratör ya da uyarıcı görevi üstlenir ve durgun güç dediğimiz şeyi faal güce dönüştürür. Bu olgu tüm sistemlerde geçerlidir. Kuşaktaki her küçük partikül doğal enerjiyle birleştirilir ve sürekli olarak çözülür ya da gelişir. Partiküller sürekli çarpışma halindedir, çarpışmalar bazen iki partikülü kaynaştırır ve ortaya daha büyük bir cisim çıkar, bazen de bir patlamayla birbirlerinden ayrılırlar. Kozmosun her yanında aynı türden asteroit kuşakları vardır.
“Dünyanın eksenindeki eğiklik ne atom bombalarından ne de dünyanın günahlarından meydana gelmiştir. Tüm gezegenlerde meydana gelen doğal bir değişimdir ve belirli zaman devrelerine bağlıdır. Eksen eğikliği, dünyanın aşınmış zemininin yerini almak için denizlerin altından yeni kıtaların ortaya çıkmasını sağlar. Bu değişim olmasaydı, hiçbir gezegen üzerindeki yaşamı barındıramazdı. Bu olay geçmişte defalarca tekrarlanmıştır, yani dünyamız yok olmayacaktır.
“Reenkarnasyon elbette vardır. İnsanın sadece bir kere yaratılması ve şu anda işgal ettiği pozisyona sebepsiz yere getirilmesi, sonra da kaprisli bir yaratıcı tarafından cennet ya da cehennem denilen bir yere gönderilmesi bir israf değil midir? Bu ne mantığa sığar, ne de evrim olur, oysa kozmosun yasası sürekli evrimdir. Uzaylı ağabeylerin bana anlattığına göre, ne ruh dediğimiz şey kendini ifade etmek için kullanacağı maddesel bir form olmaksızın tezahür edebilirdi, ne de ruh olmasaydı madde var olabilirdi. İnsan burada veya başka bir gezegende deneyim yapmak için bir bedene muhtaçtır. Birini bıraktıktan sonra bir başka bedene girmek zorundadır.
“Cennet ve cehennem belirli mekanlarda değil, insanların şuur hallerindedir. Bugün birçok insan korku, istek ve nefret duyguları içinde aslında cehennemi yaşamaktadır. Oysa bu dünya cehennem değil, ilahi bir yaratıdır. Kişi var oluş amacını anladığı zaman şuurunda cenneti yaşar, her şeye karşı şefkatle dolup taşar. Bilge kişi yargılamaz, yaşamın bütününü ilahi planın uygulanışı olarak görür, yaratılışın herhangi bir bölümünde hata bulmaz.
“Uzaylılar kendi gezegenlerinde kesmek için hayvan beslemezler. Bizim et yediğimiz oranda balık yerler. Dünyadayken haftada bir iki kere et yemenin kendilerini daha sıhhatli kıldığını saptamışlardır. Ama genellikle sebze ile beslenir ve meyve yerler, bu konuda fazla fanatik değiller. Para kullanmazlar, eşya veya hizmet değiş tokuşu yaparlar.” (Sayfa: 14-24)



1922 yılında New York’da doğan Howard Menger uzaylılarla ilk temasını 10 yaşındayken yaptı. 1956 yılında ilk defa bir ufoya bindi ve onlardan birçok bilgi aldı. Aynı yıl tekrar bir ufo gezisi yaptı ve bu konuda birçok kitap yazdı. Howard Menger uzaylılarla teması hakkında şunları anlatmaktadır:
“Uzaylılar güneş sistemimizin diğer gezegenlerinden, örneğin Mars, Venüs ve Satürn’den gelirler, ama güneş sisteminin dışından gelenler de vardır. Dünya atmosferinin içindeyken saatte 20 bin mil hızla seyrederler, atmosferimizin dışında ışık hızını bile aşarlar.
“Dış görünüşleri bize benzer, fizik yapıları daha sağlamdır ve giyimleri değişiktir. Genellikle telepatik yolla anlaşırlar, ama konuştukları da olur, bu duruma bağlıdır. Kendilerine özgü bir dilleri var, yüksek frekanslı ve harmoninin değişik bir türü. Ayrıca her dünya dilini kısa zamanda konuşmalarını sağlayan elektronik aletlere sahipler.
“Kesinlikle düşmanca amaçlar taşımazlar ve hükmetmek için bir planeti ele geçirme niyetleri yoktur, onlar bizi sevdikleri için geliyorlar. Araçlarının çıkarttığı sesler duyum sınırlarımızın dışındadır, bazı hallerde vınlama sesleri duyulur. Kitle halinde inişler büyük şaşkınlığa sebep olacağı için bu yolu denemezler, ayrıca düşmanca tavrımız onları böyle bir hareketten alıkoyar.
“Dünya devletleriyle ilişki kurmaktan kaçınıyorlar, çünkü her devletin bu teknolojiyi düşmanlarına karşı kullanmasından çekiniyorlar, bu yüzden halkların ilgisini çekmeyi tercih ediyorlar. Bizleri daha yüksek bir anlayışa ulaştırma yollarını arıyor, ayaklarımız üzerinde durmamızı sağlamaya çalışıyorlar. Planetimizde çıkması muhtemel büyük bir savaşı önlemeye gayret ediyor, böyle bir savaşın tüm güneş sistemini tehlikeye atacağını söylüyorlar. Artık Birleşik İnsanlık Realitesinin zamanının geldiğine inanıyorlar.
“Kontrol ve araştırma işinde kullandıkları küçük diskler var, bunlar ana gemilerden gelerek görev yapıyor. Çapları 12 cm’den 2 ila 4 metreye kadar değişebiliyor. Çan şeklindeki Venüs veya Satürn uzay gemileri yaklaşık 15 metre çapında ve 6 metre yüksekliğinde, renkleri metalik gri. Satürn tipleri Venüs’ünkinden daha basık. Ana gemiler elips, puro veya yumurta şeklinde ve bin metreye varan boyutlarda. Yeşil ateş topları da kullandıkları araçlardan, bunlarla atmosferimizde patlatılan atom ve hidrojen bombalarının etkilerini azaltmaya çalışıyorlar.
“Venüs Dünya’dan biraz daha küçük, Dünya’mızın binlerce yıl evvelki hali gibi genç ve sağlıklı. Harika bitkileri, ırmakları, büyük gölleri ve dağları var, ormanlarla bezeli bir yer. Venüs son derece güzel. Planetlerini sağlıklı tutmak için her şeyi yapıyorlar. Atmosferleri bizimkine çok benziyor, güneşin zararlı ışıklarını süzerek canlıları etkilemesini önlemişler. Bu yüzden Venüslüler aydınlık tenli ve sarışın insanlar. Venüste belirli bir otorite ve devlet memuru yok, barış ve uyum içinde yaşıyorlar. Herkes yeteneğine uygun mesleği seçiyor. Çeşitli çalışma yerleri, araç gereç yapan imalathaneleri var. Çalışanlar para almıyor, değiş tokuş yöntemleri uyguluyorlar. Hiç kimsenin bir eksiği yok, sevginin hizmetinde çalışıyorlar. Bahçelerinde meyveler, sebzeler, çiçekler yetiştiriyorlar. Özel olarak hayvan beslemiyorlar, çünkü hayvan eti yemiyorlar, hayvanlar otlaklarda serbestçe dolaşıyor. Bilim okulları var, büyük küçük herkes bu okullarda eğitim görüyor. Çocuklar geçmiş hayatlarının bilgisine vakıf olarak doğuyorlar ve kaldıkları yerden evrimlerini sürdürüyorlar. Ormanlarda ve doğaya yakın yerlerde küçük topluluklar halinde yaşıyorlar. Bu topluluklar birkaç bin kişiyi geçmiyor, dağınık ve desantralize yaşıyorlar.
“Diğer dünyaların binlerce insanı aramızda yaşamaktadır. Bazıları enkarne olmuş, bazıları ise uzay araçlarıyla kendi planetlerinden gelmişlerdir. Aramızda ve bize çok yakınlar, her türlü meslekten kişiler, gittiğimiz lokantada, iş yerlerimizde onlarla karşılaşabiliriz. En belirgin özellikleri sonsuz sevgileridir.
“Onların planetlerinde savaş yok, öyle de kalmasını istiyorlar. 800 yıl yaşayabiliyorlar. Venüs’e ait fotoğraflar çektim, ülkenin, halkın, hayvanların fotoğrafları bunlar, zamanı gelince göstereceğim. Venüslü kadınlar uzun tunik benzeri çeşitli pastel renklerde elbiseler giyerler. Bu elbiselerin bazıları kollu bazıları kolsuz, bellerinde kemerleri var. Korse ve dar iç çamaşırı kullanmaz, havadar ve vücut hatlarını belli eden elbiseler giyerler. Erkekler kayak elbiselerini andıran elbiseler giyerler, ince kumaştan ya da naylon benzeri şeylerdir bunlar. Elbiseler vücut ısısına uyum gösteren özelliktedir. Ayakkabıları, erkek ve kadında topuksuz sandalet tipindedir.
“Erkek ve kadın birbirlerine uyum sağlamışlarsa birlikte yaşar, evrimlerini yaşamlar boyu birlikte yaparlar, isterlerse evrimlerini tek başlarına da sürdürebilirler. Çocuklar çok küçük yaşlarda büyük bir olgunluğa ulaşır, 3 ila 5 yıl içinde büyürler. Venüslü bir çocuk doğumdan hemen sonra 7 yaşındaki dünyalı bir çocuk olgunluğuna erişir. Kısa bir süre meme emdikten sonra bitkisel sulu gıdalarla beslenmeye başlarlar, hayvan sütü içmezler. Venüslüler, son derece gelişmiş teknikleri, kompleks makine ve aletleriyle işleri çabucak ve kolaylıkla hallederler. Ürünler adil biçimde dağıtılır. Belirli bir dinleri yoktur, yaşamları Rabbe hizmet etmekle geçer. Venüs’te evler ışığı ve renkleri geçirmesi için yarı şeffaf ve kubbe şeklinde inşa edilmiştir. Mevsimler belirgin değildir, ısı yıl boyunca pek değişmez ve sürekli ilkbahar havası hüküm sürer. Planetin bazı bölgelerinde mevsim değişikliği ve ısı farkı ortaya çıkar, bu bölgelerde kış iklimi hüküm sürer.
“Bizler Venüs’te yaşayamayız, çünkü evrim, frekans farkı ve atmosfer basıncı gibi etkenler sinir sistemimizi harap eder. Buna rağmen bazı insanlar fizik bedenleriyle diğer planetlere götürülmüşlerdir, geri dönmeyi de istememektedirler. Bir kısmı ise belirli bir öğrenim döneminden sonra geri dönerek dünyalı kardeşlerine yardım etmeyi seçmiştir. Geri dönenler tımarhaneye kapatılma ya da alay konusu olma korkusundan dolayı susmaktadır.
“Bir ufo ana gemiye bağlı olmaksızın Venüs’e dönebilir. Taşıyıcı uzay gemileri genellikle güneş sistemi dışındaki yolculuklar için kullanılır. Venüs’e ait birçok gemi botanik araştırmaları yapmak için dünyaya gelir ve buradan aldığı birçok bitkiyi üretmek için Venüse taşır. Bizdeki bazı bitkiler de diğer planetlerden dünyamıza getirilmiştir. Venüs’te planetler sembollerle gösterilir, dünyamızın da bir sembolü vardır.
“Venüslülerin vücudu bizler gibi çok tüylü değildir. Bir Venüslü Dünya’mıza geldiği zaman saçları hemen uzar, planetine döndüğünde eski halini alır. Orada kadın olmak fizik açıdan çok rahattır, çocuk doğurmak kolay ve ağrısızdır. Planetlerinin titreşimi, insanlarının evrim düzeyiyle orantılıdır.
“Diğer dünyalardan planetimize enkarnasyon yoluyla gelenler genellikle ya üstat ya da üstat düzeyine yakın varlıklardır. Onlar için insanları anlamak zor değildir, ama onlarla yaşamak zordur. Bir üstat, Yaradan’ın yasalarını karmaşa içindeki insanlara endirekt yollardan nakleder, bunu şuuraltlarını etkilemek suretiyle yapar. İnsanlar bunları kendi düşünceleri gibi algılar ve yeni inançlara, düşüncelere yönelirler. Üstat düzeyine yakın olanlar ise bildiklerini insanlara direkt aktarırlar. Dünya insanları bu fikirleri genellikle anlayamazlar, ya kabul etmez ya da çok azını anlarlar. Günümüzde dünyada dört büyük üstat vardır, biri ABD’de, biri Güney Amerika’da, biri Hindistan’da, diğeri de Avustralya’dadır. Üstat düzeyine yakın olanlar üstatların kim olduğunu bilmezler, ama üstatlar onları ve doğum yoluyla gelen diğerlerini tanırlar. Üstat düzeyine yakın olanlar, kendileri hakkındaki bilgilere genellikle 30-40 yaşları arasında sahip olurlar. Bütün üstatlar evlidir, bu doğaldır.
“Deja-vü, geçmiş hayatlarda yaşanmış bir yeri ya da olayı zihnen hatırlamaktır. Geçmiş hayatlara ilişkin anılar çocukluktan itibaren unutulur. Çocukluktaki anılar, hayaller ve tasavvurlar genellikle geçmişe ilişkin anılar ve tasavvurlardır. Dünyanın güneş sistemindeki kardeşliğe katılması kaçınılmazdır. Rabbin planı geciktirilebilir ama iptal edilemez!”
(Sayfa: 25-38)



Brinsley Trench, ufolar konusunda birçok kitap yazmış bir İngiliz yazarıdır. Dünya dışı yaşam konusunda şunları söylüyor:
“Hidrojen bombasını bulanlardan Wheeler’in söylediği gibi, evrenimizde içinden geçip gidebileceğimiz onun tabiriyle “kurt yenikleri” yani delikler vardır. Bir kez bu deliklerden geçersek zaman ve mekan kavramlarının bulunmadığı bir alana gireriz.
“Günümüzde üzerimize yağan kozmik enerjiler iki tür etki yaratmaktadır. Spiritüel bir hayat sürenler bu enerjilerle temasa geçince daha iyi uyum sağlarlar. Şiddete eğilimli olanlar ise daha çok şiddete yönelirler. Bu yüzden şu anda tüm dünyada şiddet eğilimi artmaktadır.
“Öyle sanıyorum ki biz buraya değişik gezegenlerden getirildik. O gezegenlerden gelenler uzun süreden beri bizi gözetliyorlar. Onlarla aramızda bir baba-oğul ilişkisi var, bizi korumaları çok doğal. Dünyaya inip bize her şeyi açıklamaları olanaksız, kuantum teorisini ufak bir çocuğa açıklamaya benzer bu! Bizi yavaş yavaş aşılayarak ve işimize karışmadan sınavımızı vermemize yardımcı oluyorlar.
“Dünyamızdaki ley hatları, ufoların izlemesi için yapılmıştır diye düşünüyorum. Belki de toprağın belirli kesimlerinde ufoların kullanabildiği bazı kristal maddeler var. Elbette bu sadece bir tahmin, yine de ufoların ley hatları boyunca uçtukları şüphe götürmez.
“İncil, elimizde bulunan en muhteşem ufo kitabıdır. Hz. İdris ve Hz. İlya’nın bir kasırga tarafından alınıp götürülmeleri, Kebar Nehri kıyısında Hz. Hezekiel’in gördüğü şeyler, gece ateş sütunu gündüz bulut şeklinde insanları izleyen nesneler, İsa’nın doğumunda ortaya çıkan Beytlehem Yıldızı, İbrahim peygambere gönderilen üç melek ve bu meleklerin Sodom ve Gomorra’da meydana gelecek yıkımı bildirmeleri, özellikle bu meleklerin bizim gibi yiyip içmeleri, bütün bunlar dünyamızla uzay arasında bir bağlantının olduğunu gösteriyor.
“Dünya’nın ekseninde bir kayma olup da bir afet meydana gelirse Atlantis tekrar suyun üstüne çıkabilir. Kanımca Atlantis tekrar ortaya çıkacaktır, fakat bu çıkış spiritüel anlamda bir ortaya çıkış olacaktır. Keops’a atfedilen büyük piramitin çok daha önce uzaylılar tarafından levitasyon yoluyla yapıldığına inanıyorum. Bu taş bloklar insan gücüyle değil, Atlantisliler zamanında bizim henüz bilmediğimiz spiritüel bir teknolojiyle yerlerine yerleştirilmiştir. En azından büyük piramit böyle yapılmıştır, diğerleri Mısırlı kölelerin el emeğiyle yapılmış olabilir.
“1897 yılında ABD göklerini dolduran puro biçimli gemiler, 1909’da Yeni Zelanda’da birkaç ay süreyle izlenen yine puro biçimli uzay araçları ve yakın zamanlarda görülen gizemli uçaklar uzaylıların varlığını doğruluyor. Üstelik bunların hepsi kayıtlara geçmiştir. Günümüz gençliğinin bir başlangıç yaparak uzaylılarla temasa geçeceğini umuyorum. Belki de onlar bu teması gerçekleştirmek için geri dönmüş Atlantislilerdir!” (Sayfa: 39-51)


UZAY ÜSSÜ AY- GİZEMLİ YAPAY PLANET

Amerikalı J. O’Neil, 1953 yılında teleskobuyla Ay’ı incelerken 20 km. uzunluğunda bir köprü keşfetti, İngiliz Percival Wilkins de aynı köprüyü gördüğünü açıkladı. Köprünün Ay’daki en esrarengiz yapay şekil olduğunu söylüyordu. Wilkins 1950 yılında Aristarkhus-Heredotus bölgesinde tuhaf şekilde parlayan oval bir ışık görmüştü. Daha sonra birçok astronom Ay’ın yüzeyinde parlayan garip ışıklar gözlemlediler. Son iki yüz yıl içinde yapılan 800 gözlemde bu tuhaf ışıklar görülmüştü. 1869 yılında Prof. Smith, bir güneş tutulmasının son safhasında Ay yuvarlağı boyunca geçip giden garip objeler tespit etti. Objeler bir düzen içinde hareket ediyorlardı. 1874 yılında Prof. Schafarik yaptığı gözlemi şu cümlelerle açıklıyordu: “ Öyle tuhaf bir obje gördüm ki, nasıl anlatacağımı bilemiyorum. İnsanın gözünü alan beyazlıkta bir objeydi, Ay’ın yüzeyinden geçip gitti.”
W.R. Brooks adlı astronom ise gördüğü objenin Ay yüzeyini katetmesinin üç ila dört saniye sürdüğünü söylüyordu. Ayrıca bazı astronomlar Ay üzerinde kılıç benzeri, haç benzeri şekiller gözlemlemişlerdi. 1958 yılında ise Amerikalı, Sovyet ve İngiliz astronomları saatte 40 bin km’den daha büyük bir hızla Ay’a yaklaşan bir cisim tespit ettiler. Obje hiç kimsenin yorumlayamadığı türden radyo sinyalleri neşrediyordu. Bir ufo araştırıcısı olan Major Donald Keyhoe ise, Ay üzerinde dünya dışı astronotların bulunduğuna kanaat getirmişti. Tüm kanıtlar sadece bir Ay üssünün varlığını değil, zeki bir ırkın Ay’da operasyonlar yaptığını da gösteriyordu. Belki de Ay’da sentetik bir yer altı atmosferi yaratarak yaşayan canlılar vardı, böylece meteor bombardımanlarından korunuyorlardı. (Sayfa: 12-24)


İngiliz astronomu Percival Wilkins, 1954 yılında Ay’daki kraterlerin birçoğunun aniden kaybolup yeniden ortaya çıktığını söylediğinde hiç kimse onu ciddiye almamıştı. 40 km çapındaki dev krater Alhazen hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmuştu. Ayrıca Bolluklar Denizindeki Messier ve Picker kraterleri de sürekli şekil değiştirmekte, bazen yuvarlak, bazen de oval görünmekteydiler. Hatta bazen piramit şeklini de alan bu kraterler sanki canlıymış gibi şekilden şekile giriyorlardı. Gariplikler bununla da kalmıyor, Ay üzerinde kırmızı ışık toplulukları oradan oraya hareket ediyor, esrarengiz lekeler beliriyordu. Wilkins, çapları 200 metreye varan ve sayıları son yıllarda artan 200 kadar beyaz kubbe tespit etmişti. İşin garibi bu kubbeler zaman zaman yer değiştiriyorlardı. Bilim adamlarının ortak kanısı, kubbelerin diğer gezegenlerde yaşayan varlıkların kurduğu üsler olduklarıydı.
1973 yılında Sovyetlerde yayımlanan bir yazıda, Sessizlik Denizi bölgesinde düz bir taş blok görüldüğü ve taşın çevresindeki yığınlarla hiçbir benzerliği olmadığı belirtiliyordu. Amerikalı astronomlar ise Ay’da akıllı varlıklarca yapıldığı belli olan kuleler ve anıtlar gözlemlemişlerdi. Ruslar, Luna-9 aracıyla 37 km yükseklikten 8 kuleyi gösteren fotoğraflar çekmişlerdi. Nasa’nın elinde bulunan ve Ay’ın arka yüzünü gösteren fotoğraflarda 1600 metre uzunluğunda, 68 metre genişliğinde devasa makineler görülüyordu. Bu araçların aktivitesi, Ay’da bırakılmış sismik cihazlar tarafından da tespit edilmişti. Amerikalı astronom Leonard’a göre, Ay’daki uzaylılar bu makinelerle kraterlerin içindeki toprağı dışarı atıyorlardı. Leonard, hükümetin bu çalışmaları bildiğini ama Amerikan halkından gizlediğini söylemektedir. (Sayfa: 25-34)


Sovyet bilimcilerinden Vasin ve Scherbakov’un ileri sürdüğü bir teoriye göre, Ay bilinmeyen bazı zeki varlıklarca dünyanın yörüngesine yerleştirilmiş yapay bir uydudur. Bu devasa operasyonu kimlerin gerçekleştirdiği hakkında bir fikir öne sürmüyorlar, ama Ay’dan getirilen kaya parçalarının dünyadakilerle aynı bileşimde olmadığını söylüyorlar. Ay kayalarında çok dayanıklı metaller sınıfına giren krom, titanyum ve zirkonyum bulunmuştur. Acaba Ay kadim zamanlardan kalma bir uzay gemisi midir, terkedilmiş bir uzay kenti midir, yoksa yapay bir sputnik midir ya da bir tür Nuh’un Gemisi midir? Bu soruların cevapları şimdilik bilinmemektedir! (Sayfa: 36-41)


Amerika’daki Berkeley Üniversitesi profesörler kurulu ortaya ilginç bir iddia atmış ve Ay’dan Apollo mürettebatı tarafından getirilen insan eli kemiğinin 1932 yılında Ay’a gitmeyi başaran Amerikalı Edward Jefferson’a ait olduğunu ileri sürmüştür. Onlara göre Jefferson, inşa etmek için altı yılını harcadığı bir roketle Ay’a gitmeyi başarmış ama geri dönememiştir. Görgü tanıkları, aynı tarihte bir roketin gökyüzüne yükseldiğini söylemektedirler. Bu konu çözülememiş sırlar arasındaki yerini hala korumaktadır. (Sayfa. 43-45)

20.04.2007

SPİRİTOLOJİ, PARAPSİKOLOJİ, UFOLOJİ
TEMEL ALT YAPI KİTAPLARI
CİLT : 1
BİLİM ARAŞTIRMA MERKEZİ YAYINLARI

GÖREV VE TÜRKİYE

Ülkemiz üzerinde yeni bir gün ağarmaktadır. Tüm insanlığın içine girmekte olduğu Altın Çağ’ın ilk yaşam biçimi, bilgisi ve bilgeliği ilk önce Anadolu’da uygulanacaktır. Bu olgunun fiziksel ve spiritüel tüm mizansenleri hazırlanmış olup peyderpey ortaya çıkarılmaktadır. Süreç giderek hızlanacak, genişleyecek ve hayata egemen olacaktır. Aşağıda, medyumlar kanalıyla yüksek rehber varlıklardan alınan bu konudaki mesajlar sunulmaktadır.

Rehber Ruh ÖZCAN BABA (Celse 6. 12. 1950) : “Vatanınız birçok ulusun yaşadığı, uygarlıklar kurduğu bir evrim alaşımıdır. Tarihte olduğu gibi ta kıyamete kadar bu bölge Dünya’nın kaderinin ağırlık merkezini teşkil edecek, bu yüzden ufuklarınızdan şimşek ve yıldırımlar eksik olmayacaktır. Nüfusunuzun ve milli servetinizin azlığına, fakirliğinize bakarak gelecek konusunda endişeye düşmeyin, aksine sevinin. Nasıl açlık ve yoksulluk insan dinamizmini ayarlayan bir kudrete sahipse, perişan gibi görünen haliniz de mutlu gelişmelerin malzemesi olacaktır. Altın Çağ’ın güneşi büyük uygarlıkların beşiği olan Anadolu’dan doğarsa hiç şaşırmayın!” (Sayfa: 11-13)

Rehber Ruh MUSTAFA MOLLA (Celse 22. 3. 1948) : “ İktidarınız ne partilerden, ne hükümetlerden, ne de malzemelerden gelir. İktidarınız bir türlü keşfetme kudretini gösteremediğiniz bir kaynaktan, yani kalbiniz ve vicdanınızdan gelecektir. Şimdiki halde bitmeyen bir unutuluş devresinde kaybolan insan, yarın yükseltici eller sayesinde yine bir insanlık tacı olacaktır. Her olay bir buhranın sona erişidir, yüklü bulutlar bir gün boşanacaktır! Acınacak, tiksinecek bir şey yoktur, bunlar yapılan işlerin acı ve zehirli meyveleridir. Burada devşirilenin niteliği değil, devşirenin isteği egemendir. İnşallah hiçbir zaman umutsuz olmayacaksınız, olaylardan ibret alınız!” (Sayfa: 13-14)

Rehber Ruh GOETHE (Celse 1. 2. 1970) : “ Galaksiniz yeni bir burca giriyor, yeni tesirler alacaksınız. Bu tesirlere bitkiler, hayvanlar ve cansız diye nitelediğiniz şeyler ve bünyeniz dayanabilecek midir ? Ruhsal devre başlamıştır, teknik bilimlerle ruhsal bilimler süratle birleşmektedir. Türkiye bu yolda geri kalmamalıdır, siz diğer ülkelere ışık tutacak durumdasınız, bir sorumluluk taşıyorsunuz. Işık buradan yayılmalıdır, çünkü siz öncüsünüz. Size verilen bilgiler Dünya’da hiç kimseye verilmemiştir, bunu böyle biliniz. Siz yalnız Türkiye’nin değil, tüm Dünya’nın yükünü taşıyorsunuz!” (Sayfa: 14-15)

Rehber Ruh HAMDİ (Celse 10. 11. 1961) : “ Büyük ve ağır bir görev yüklendiniz, elinizden geldiğince yapmaya çalışıyorsunuz. Bunun için size bazı bilgiler verilmiştir ve sırası geldikçe verilmeye devam edilecektir. Görevi salt kendiniz için değil, insanlık için yapacaksınız.” (Sayfa : 15)

SADIKLAR PLANI (Celse 3. 5. 1962) : “ Neden, kimden çekiniyor ve ürküyorsunuz? Sizi hangi günlerin beklediğini biliyor musunuz? Siz kesiti tamam olan bir durumu yerine getirmekle yükümlüsünüz. Kararlaştırılmış bir durum var, gelecek şimdinin içindedir. Siz o günlerin içinde yaşıyorsunuz.” (Sayfa: 16)

SADIKLAR PLANI (Celse 8. 12. 1964) : “ Yükselme kademe kademedir. Her kademe kendine has bir şuurun varlığıyla beslenir. Görev, katedilmiş kademelerin belirli bir Din Günü içinde genel bir şuura ulaştırılmasıdır. O Din Günü bir mahşer günüdür. O mahşer günü, tüm cüzleriyle birlikte varlığın kendi içinde karışmasıdır. O mahşer günü tüm şuurların tekleşmesidir. Sizler fonksiyon olarak bir mahşer gününe hazırlanmaktasınız!” (Sayfa: 17)

SADIKLAR PLANI (Celse 12. 4. 1964) : “ Din Gününü müjdeleyen, kılavuzluk eden, işaret eden bir sürü belirti olacaksa, bu belirtilerin belirli bir kısmının yoğunlaşma yeri Türkiye olacaktır, ona göre!” (Sayfa: 17)

SADIKLAR PLANI (Celse 13. 6. 1965) : “Bu hazır bir siklustur, belirlenmiş ve kesiti tamamlanmıştır. Makul bir insan, giderek yaklaşan ve bunaltan bir tesir manzumesini gözlemleyebilir. Bu hissedilir, ölçülür ve arazları yavaş yavaş anlaşılır. Fakat gidiş kurtuluşa doğrudur, insanlık için büyük vaatler vardır, buna karşılık çetin bir yol katetmesi insanın kaderinde yazılıdır!” (Sayfa: 17-18)

SADIKLAR PLANI (Celse 26. 3. 1966) : “Söyleyeceklerimi iyi dinleyiniz. Yaşadığınız ülke çeşitli aralıklarla doğal afetlere sahne olacaktır, bunlar üçer aylık devreler içinde ortaya çıkacaktır, bu sizin için gereklidir. Olaylar dört fonksiyonu icra edecektir. 1-Toplumunuzun vicdanını uyandıracaktır. 2- Toplumunuzun diğer toplumlar arasında daha güçlü olması ve bazı şeylerde onlara öncülük yapması sağlanacaktır. 3- Tüm dogmatik inançların gözden geçirilmesi şeklinde bir basınç hissedilecek, her türlü din ve mezhep sahibinin yeni bir anlayışla el ele verme duygusu güçlendirilecektir. 4- İnsanlar tüm doğa olaylarını külliyen inkar edip azacaklardır!” (Sayfa: 18)

SADIKLAR PLANI (Celse 23. 4. 1966) : “Ülkenizin psikolojik ve moral düzeyi günden güne gerilemekte ve bireylerin nefsani düzeyi gelişmektedir. Egoizmin, kaba kuvvetin ve tevilciliğin yaygınlaşacağı günler yakındır. Nefsaniyetin doygunlaşması için bireylerin yıpratıcı tarzda harekete geçmesi gerekmektedir. Daha üst bir realitenin gerçekleşmesi için daha geri bir realitenin doygunluğa ulaşması gerekir.” (Sayfa: 20-21)

SADIKLAR PLANI (Celse 13. 1. 1967) : “Ülkenizin ekonomik ve sosyal durumu, içine girdiğiniz pozitif ayıklanmadan ötürü kargaşa arzedecektir. Yapılan işler karmaşa ve ıstırap yaratmakla birlikte gelecekte hayırlı sonuçlar doğuracaktır. İnsanlık hızla Büyük Devre’ye doğru yol alıyor, bu Devre’de bireylerin genel uyumunu düzenleyen Ruhsal Plan’ın yansımalarını göreceksiniz. Ruhsal Plan tüm egolarda nefsaniyetin belirmesi için büyük baskı yapacaktır. Bu etkinin gücüne dayanamayan birey ve toplumlar ağır bir karmaşa ve şaşkınlık içine girmiştir. Tüm insanlık kaos içindedir ve kaos giderek artacaktır. Bu Devre’de en değerli varlığınız vicdanınızdır, onun pırıl pırıl ortaya çıkması için tüm gücünüzle egonuzla savaşmalısınız. O egonuz ki Büyük Devre’de oldukça sıkılacaktır!” (Sayfa: 21-22)

SADIKLAR PLANI (Celse 23. 10. 1970) : “Dünyanın neresine giderseniz gidin, şu veya bu düzeyde insanlığın daralmakta olan bir çember içine alındığını ve her türlü dogmatik bilgi, inanç ve düşünceden arındırıldığını göreceksiniz!” (Sayfa: 22)

SADIKLAR PLANI (Celse 23. 10. 1970) : “Ülkeniz bugün içinde bulunduğu şartların daha ağırlarıyla karşılaşacaktır. Bunu hak etmiştir, çünkü Ruhsal Mekanizma’nın sunmuş olduğu pek çok olanağı heba etmiş ve batıl hale getirmiştir. Otomatizmaya bağlı yaşamaya başlamış, idraksizliği benimsemiş, görüş yeteneğini yitirmiştir. Bu yüzden bir üst düzeye çıkabilmeniz için tüm ağırlıklarınızdan kurtulmanız, şuurunuzun aydınlanması, köhne bilgilerden arınmanız ve vicdani ölçülerin ortaya çıkması gerekmektedir. Bu gereklilik, ülkenizin bu devrede oynayacağı rolle ilgilidir.” (Sayfa: 23)

SADIKLAR PLANI (Celse 4. 8. 1967) : “Dünyanın gelecek günleri bir güneş tutulmasını andıracaktır. Karanlıktan korkmayanlar, doğru dürüst kişiler, iman sahipleri ve temiz yürekliler olacaktır, onların düzeylerini kendi ölçülerinize göre saptayamazsınız. Umulmadık kişiler başta yürüyeceklerdir!” (Sayfa: 23)


1. AKDENİZ UFO KONGRESİNE GÖNDERİLEN RAPOR ( Barselona 1979) : “Dünya planeti, kozmostaki benzerleri gibi bir evrim okuludur. Bu okuldaki öğrenimin bir başlangıç bir de sona eriş dönemi vardır. Bu iki sınır arasındaki süreç bir Evrim Siklusu’dur. Şimdiye kadar dünyada birçok siklus yaşanmıştır. İnsanlığın evrimi birbirini izleyen kademeler şeklinde olur. Ara kademelerin her birinde dünya özel ve genel tesir kuşaklarına alınmaktadır. Bu tesir kuşakları iki türlüdür, bazen dikey yükseliş sağlayan verite kuşakları veya yatay evrime olanak sağlayan realite kuşakları. Çok sayıdaki realite tesir kuşakları giderek birbirinin içinde eriyip genel bir insanlık realitesini oluşturacaktır. Halen gerçekleşmekte olan da bu oluşumdur.
“Demir Çağı Realitesi’nin karşısına geleceğin Altın Çağ Realitesi çıkarılmaktadır. Altın Çağ, insanlığı “Birleşik İnsanlık Realitesi” adı altında tek bir dünya devleti olarak birleştirecek ve rölatif ayrılıkları yok edecektir. Dünya insanlığı bir zaman sonra belirli bir formasyona getirilecek, evrim siklusunun amacına ulaşması sağlanacaktır. Spiritoloji, parapsikoloji ve ufoloji, Altın Çağ’ın gerçek bilimleri olarak tüm insanlığın kişiliğine yerleştirilecektir. Bu devrede insanoğlu vicdanıyla nefsi arasındaki hesaplaşmaya şahit olacak, sınavı verenler ışık kişilikler olarak yeni evrim süreçlerine hak kazanacaklardır. Altın Çağ boyunca insan kadrolarını vicdani gelişim süreci içinde tutacak olanlar, spiritoloji, parapsikoloji ve ufoloji bilimlerini öğrenmiş kişiler olacaktır.
“Halen mevcut olan ve insanlık tarafından tahrif edilen tüm kutsal metinlerin yerini, hiçbir sembol kullanılmadan her şeyi açıkça insanlığa bildirecek olan “Apaçık Kitap” alacak ve tüm kutsal metinler iptal edilecektir! Bu Açık Kitap evrim gerçeklerini açık ve kesin olarak insanlığa bildirecektir. İnsanlığın bu son evrim aşamasında çok görkemli bir rehberlik sistemi yeryüzü ve gökyüzünden insanlığı kuşatmış durumdadır. Tek Kitap tüm insanlığı barış ve kardeşliğe kavuşturacak, ayrılığı olabildiğince yok edecek ve insanlığı spiritüel bir potada birleştirecektir. Bu kolektif formasyon dünya Evrim Siklusu’nun amacıdır.” (Sayfa: 24-29)

11. ULUSLARARASI PARAPSİKOLOJİ KONGRESİNE RAPOR (Roma 1979) : “Egoizmanın ve teoloji bağnazlığının insanlığı satanizm batağına çektiği bu dönemde, Dünya Yönetici Mekanizması geri ve karanlık etkileri ortadan kaldırmak ve insanlığı Altın Çağ’a hazırlamak için sosyalist teori ve pratiği oluşturmuştur. Biçimsel ve dogmatik kurallara dayanan tüm dinler iptal edilmiştir. Altın Çağ’da tapınış ve dua bizzat insanlığa hizmetle ve bilgece yaşamla mümkün olacaktır. Mekanik ve bilgisiz tapınma dönemi bitmiştir. Mevcut kutsal metinler gerçeğin tümünü kapsamaz, onları ne abartmalı ne de küçümsemelidir! Onlar çağımız insanlığının evrimine hizmet edemezler, artık insani olan her şey göksel olanla yer değiştirecektir. İnanç sistemlerinin bünyesinde satanizm taht kurmuştur. Vatikan kütüphanelerinde saklı tutulan gerçek İncil ortaya çıkarılmalıdır.
“Artık hüküm Altın Çağ’ındır. İlahi kişilik modeline uyanlar daha yüksek evrim okullarına gitmeyi hak edeceklerdir. Kozmik Hiyerarşi, bu son evrim siklusunu sona erdirme aşamasına getirmiştir. Artık insanlık eski dogma ve inançlarını geride bırakmak zorundadır, dinler de buna dahildir. İnsanlık nefsani doyuma ulaşsın diye uzun zamandır gökler tarafından serbest bırakılmıştır. Doğru ve eğri yola girenler belirlenmiştir! Kolektif karmaları Yönetici Mekanizmanın amacına uygun olan birey ve uluslar insanlığa rehberlik edecektir.
“Altın Çağ bir hizmet dönemidir, ona din denemez. O bir dostluk ve karşılıklı hizmet dönemidir, yeryüzünü yenmek için pozitif karma edinme dönemidir. Bu da ancak yardım, hizmet ve yüceltme çalışmasıyla olur. Geçmişin melek, aziz ve peygamberleri bu son dönemde yeryüzüne inmiş, ünsüz ve ünvansız yaşamlarla insanlığa yol göstermektedir. Altın Çağ’ın asgari sınırı Hz. İsa misyonu olup sevgi ve dostluk üzere hareket etmektir, azami sınır ise Hz. Muhammed misyonu olup kolektif bilince ve idrake ulaşarak bilgece hareket etmektir. Altın Çağ’da yeryüzünde tek bir millet olacaktır. Bilgi Kitabı, insanlığı tek bir realitede birleştirecek olan yegane rehberdir.” (Sayfa: 30-37)

12. KITALAR ARASI UFO KONGRESİNE RAPOR (Mainz –Almanya 1979) : “İnsanlık, asılsız düşünce ve imajların sonucu olarak göklerden gösterişli ve insanüstü bir kurtarıcının gelmesini beklemektedir. Oysa insanlık şoke olacaktır, çünkü kurtarıcılar nefsaniyete alkış değil yıkım getireceklerdir! Dünya Yönetici Mekanizması insanlığa şah damarından daha yakındır. Nefsaniyetin doyurulması geçilmesi gereken bir aşamaydı, nefsaniyete doymayan insanlık vicdan sahibi olamaz!
“Artan bir şiddetle karanlık çağ ve onu oluşturan insan nefsaniyetinin tüm sistemleri darmadağın edilecektir! Bir yanda ölçüsüz yoksulluk ve ıstırap, öte yanda ölçüsüz zenginlik ve mutluluk! İşte bu olguyu ortadan kaldıracak olanlar peygamberlerin gerçek izleyicileri olan savaşçılardır. İyiliğin kötülüğe karşı savaşı başlamak üzeredir ve bir anda tüm yeryüzünü kaplayacaktır. Aydınlık güçler yeryüzünün denetimini ellerine geçirerek “Birleşik İnsanlık Realitesini” kuracaklardır.
“Dünya, Dünya Rab Mekanizması’nın kozmik rahmi içerisindedir, kompleks kozmik bir plasenta ile kuşatılmıştır. Bu rahim ve plasenta yeryüzünün tüm fizik kütlesini, tüm spiritüel, astral ve spadyum kütlelerini kavramış ve kuşatmıştır. Dünya Rabbi’ne bağlı Yönetici Hiyerarşi iki ana mekanda organize olmuştur, süptil mekanda ve fizik mekanda. Bu bedenli ve bedensiz muktedirler kendi alt birimlerini oluşturarak dünyayı yönetirler. Varlıklar, dahil oldukları bu hiyerarşiler içerisinde daima yukarı doğru yükselirken bir alttakileri de yükseltirler. İnsanlık otomatizma, şeriat, sevgi ve bilgi aşamalarından geçmiştir, şu anda bilgi aşaması yaşanmaktadır. Bu bilgi kelimesi göksel bilgiye ve göksel bilgeliğe işaret eder. Altın Çağ’ın vicdan ölçüleri yakında bildirilecektir. En son ahlak kuralları Alemlerin Rabbi Allah tarafından indirilmiştir.
“İnsanlık evrim süreci boyunca kozmik tesirler alır. Bu tesirlere ilgisizlik gösterildiği zaman Yüksek Yöneticiler varlıkları uyarı babında toplum olaylarını ve doğal afetleri devreye sokarak onları motive ederler. Bu olgu bir empozisyon değil, evrim için yapılan bir çalışmadır.Yüce görev Dünya Rabbi Sirius’a aittir. Dünya’ya şimdiye kadar 5 Sirius ulusu gelmiştir. 3’ü Mu Kıtasına, 1’i Atlantis’e (Osiris’in bilinmeyen üstadı) ve sonuncusu da İslamiyet’in kurucusu Hz Muhammed’dir. Artık insanlık ayrılığa doymuştur, birliğe doğru götürülmektedir. Tüm dinsel, dünyasal öğretiler iptal edilecek, tek bir dünya toplumu, tek bir kitap (Bilgi Kitabı) ve tek bir Birleşik İnsanlık Realitesi oluşturulacaktır.
“Çoğunluğu evren sürgünleri olan dünya insanlığı karanlık ve barbarlıkla dolu bir geçmişe sahiptir. Diğer planetlerden gelen varlıklar Dünya Rabbi tarafından denetim altına alınmıştır ve dünya insanlığının evriminde bir araç olarak kullanılmaktadır! Dünya’nın karmaşa içinde olacağı yakın bir gelecekte bazı uzaylılarla dünya insanları arasında bir çatışma yaşanacak, bu da insanları birleştiren bir etki yaratacaktır. Yeryüzüne diğer planetlerden çok sayıda varlık gelmiştir, hala da gelmektedir! Bir kısmı güneş sisteminden, bir kısmı ekstra solar sistemlerden, dört boyutlu alemlerden ve bir kısmı da Agarta’dandır.” (Sayfa: 38-45)

SCİENCE AND RELİGİON DERGİSİNE GÖNDERİLEN YAZI (1980) : “Karanlık çağ yıkılış aşamasına gelmiştir, çünkü güneş sistemi yeni bir enerji alanına girmiştir. Bu alanın belirleyici unsuru ilahi irade kanunları ve ona uyumdur. Böylesi kozmik bir alan içinde yüzen dünyadaki tüm uyumsuz maddi ve manevi oluşumlar çözülmek zorundadır. Her şey kozmik alanla uyumlu olacaktır. İşte Bilgi Kitabı insanı evren uyumuna uyarlamak ve senkronize etmek için indirilecektir.
“Dünyadaki tüm olaylar, bin yıllar boyunca iki merkez tarafından yönlendirilmektedir. Bu merkezlerden biri spiritüel planda bulunan Ruhsal Plan Hiyerarşisidir, diğeri ise fiziki plandaki Agarta’dır. Her yıl dünyanın bir ülkesinde bir okült (gizli) toplantı yapılır ve bu toplantıya 12 kişi katılır. 10’u çeşitli ülkelerden gelen bilinmeyen inisiyelerdir, 2’si ise Agarta’dan gelen elçilerdir. 1932 ve 1966 yılında Türkiye’de yapılan bu toplantılar son derece önemlidir. Agarta’nın son toplantısı, Bilgi Kitabının halen bulunduğu ülkede, belki de tüm dünya insanlığının izleyebileceği şekilde yapılacaktır. Aynı evrim süreci içindeki planetlerin ortak bir bilgi sistemi olması gerekir, bu sistemlerden biri de Bilgi Kitabı’dır. Gelecekte dünya ile bağlantı kuracak dünya dışı varlıklar belki de Bilgi Kitabı’nı beraberlerinde getireceklerdir.” (Sayfa : 45-49)


İNSAN VE KEHANET

Asıl adı Michel de Notre Dame olan Nostradamus, 1503 yılında Fransa’da Saint Remy adlı bir kasabada doğdu. Mesleği doktorluk olan Nostradamus tarihin tanıdığı en ünlü kahindi. Şaşırtıcı kehanetlerini manzum dörtlükler halinde yazardı, kehanetlerini 1555 yılında Yüzlükler (Centuries) adıyla bir kitap halinde yayımladı.

1556 yılında Kraliçe Nostradamus’u Paris’e davet etmiş ve dört oğlunun geleceğini öğrenmek istemişti. Nostradamus Kraliçeye imkansız bir kehanette bulunarak şöyle dedi: “Majesteleri merak etmesinler, günü gelince üçü de aynı tahta oturacaklar.” Gerçekten de tahttaki Kral Henri II aynı yıl içinde bir kaza sonucu öldü ve büyük Prens Fransuva III on altı yaşında olmasına rağmen tahta çıktı ve bir yıl sonra öldü. İkinci Prens Charles IX kral oldu, ama 22 yaşında o da hayata gözlerini kapadı. Son Prens Henri III kral oldu.

Kehanet:
Nostradamus’un ölümü
Elçilikten geriye dönüş, kralın ihsanları
Odaya bağlı kalacak, hiçbir şey bağlı kalmayacak
Tanrının huzuruna gitmesi gerekli
Ailesi, dostları ve yakınları onu ölmüş bulacaklar yatağın ve kürsünün yanında

Gerçekten de Nostradamus aynen kehanet ettiği şekilde ölmüştü.

Kehanet :
Hitler
Açlıktan deliye dönen canavarlar nehirleri aşacaklar
Savaş alanının büyük kısmı Hister’e karşı olacak
Lideri demirden bir kafes içinde sürükleyecek
Almanya’nın çocuğu hiçbir yasayı dinlemediği zaman

Hitler’in adının açıkça Hister olarak belirtildiği ilginç dörtlüklerden biri! Birinci mısrada, İkinci Dünya Savaşının birinci yılında Avrupa’ya vahşi bir şekilde giren Almanların nehirleri geçişleri anlatılmaktadır. Hitler bu dörtlüğün kendisinden bahsettiğini anlamış, Goebbels ise savaş öncesinde dörtlüğü propaganda unsuru olarak kullanmıştı.

Kehanet :
Napolyon
İtalya yakınında bir imparator doğacak
İmparatorluğa çok pahalıya mal olacak
Müttefiklerini görünce diyecekler ki
Bir prensten ziyade bir kasaptır.

Napolyon gerçekten de İtalya yakınında Korsika’da doğmuştur. Askeri güç bakımından Fransa’ya çok pahalıya mal olmuş, yaptığı seferlerde ise çok sayıda insanın ölümüne yol açmıştır.

Kehanet :
Louis Pasteur
Kayıp olan keşfedildi, yüzyıllar boyunca saklı kaldıktan sonra
Pasteur nerdeyse Tanrı benzeri bir kimse gibi ün kazanacak
Bu, ay büyük devresini tamamladığı zaman olacak
Fakat diğer söylentiler ile şerefi lekelenecek

İnsanı hayrete düşüren bu dörtlükte Pasteur’un adının verilmesinin yanı sıra, Pasteur Enstitüsünün kuruluş yılı olan 1889 tarihi de verilmektedir. Ayın büyük devresi 1535’den 1889’a kadar sürmüştür. ( Sayfa : 11-16)

Edgar Cayce’ın kehanetleri : Ünlü Amerikalı kahin Edgar Cayce, Gize’de Sfenks’in ve piramitlerden birinin altında gömülü bir arşivin bir gün keşfedileceğini söylemiştir. Cayce’a göre Sfenks’in tabanı kanallar halinde düzenlenmiştir, tonozlardan birinde piramitlerin nasıl inşa edildiğini anlatan, Atlantis ve kadim Mısır’ın kayıtlarının bulunduğu bir arşiv vardır, bu arşiv zamanı gelince keşfedilecektir. Cayce ayrıca, Atlantis kıtası tekrar su üstüne yükseldiğinde arkeologların içinde kadim kayıtların bulunduğu bir mabedi keşfedeceğini de söylemiştir. Cayce’in gelecekle ilgili bir başka kehaneti de Newyork’un yerle bir olacağına dairdir. Ona göre gelecek nesiller puro biçiminde hava araçları içinde süper hızlarla seyahat edecekler ve Newyork’u 2100 yılı civarında yeniden kuracaklar. Kahin, önümüzdeki bin yılın dünyaya barış getireceğini ve insanlığın spiritüel anlayışa ulaşacağını da bildirmiştir.
(Sayfa : 33-35)

Metapsişik Araştırmalar Derneği tarafından bir rehber varlıktan 1953 yılında alınan mesaj notere tasdik ettirilerek saklanmıştı. Mesajdaki kehanet 1966 yılında aynen gerçekleşti. Ege ve Akdeniz sahillerinde deniz 31 metre geri çekildi. (Sayfa: 42-43)

Aynı derneğe 13.1.1970 tarihinde verilen bir mesaj ise, 12.2.1970 tarihinde aynen gerçekleşti. Mesajda, İsrail parlamentosunda kabul edilecek bir yasadan bahsedilerek tüm Musevilerin aynı hakka sahip olacakları söyleniyordu. Bir ay sonra İsrail parlamentosu söz konusu kararı aldı. Bu kehanetler, daha meydana gelmeden tüm olayların Ruhsal Planlarca bilindiğini gösteriyor, elbette öte alemin gerçek olduğunu da! ( Sayfa : 46-47)

Atatürk ile ilgili kehanet : Mustafa Kemal arkadaşlarıyla birlikte Bingazi’ye gidiyordu, yolda bir bedeviye rastladılar. Adam el falından çok iyi anladığını söyleyerek genç
subayların fallarına bakmayı teklif etti, hepsi avuçlarını uzattılar. Sıra Mustafa Kemal’e gelmişti. O bedevinin kehanetine pek itimat etmiyordu, arkadaşlarının ısrarına dayanamayıp sonunda elini uzattı. Sarışın subayın yumuşak elini sert avuçlarına alan bedevi, bu elin çizgilerine bakar bakmaz yerinden fırlayıp bağırmaya başladı, “Sen padişah olacaksın ve 15 yıl hüküm süreceksin !” Subaylar gülüştüler ve yollarına devam ettiler. Aradan yıllar geçti, Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı oldu. Cumhuriyetin 14. yılında hastalandı, karaciğerinin şiştiğini görenler “İçme paşam” diye yalvardıkları zaman, o Bingazi yolundaki falcı bedeviyi hatırlayarak güldü. “Arap vaktiyle söylemişti” dedi, “bizim padişahlık nasıl olsa 15 yıl sürecek, hesapça bu son senemizdir.” Gerçekten de Atatürk 1923’den 1938’e kadar tam 15 yıl Cumhurbaşkanlığı yaptı! (Sayfa : 52)

Wolf Messing’in kehanetleri : Sovyetlerin ünlü telepatı Wolf Messing, Sovyet Alman ilişkilerinin çok iyi olduğu 1940 yılında Moskova Kulübünde yaptığı bir konuşmada Sovyet tanklarının Berlin’e gireceğini söyledi. Bu kehanet büyük sansasyon yarattı ve Alman elçiliği tarafından protesto edildi. Gerçekten de daha sonra Sovyet-Alman dostluğu bozuldu ve Sovyetler saldırıya uğradı. Beş yıl sonra da Sovyet tankları Berlin’e girdiler. Messing, 1943 yılında savaş tüm hızıyla sürerken Novosibirsk Opera Tiyatrosunda bir konuşma yaparak savaşın 1945 yılında, Mayıs ayının 1’i ila 3’ü arasında sona ereceğini söyledi. Gerçekten de savaş sona erdi, Messing sadece bir haftalık şaşma göstermişti. (Sayfa: 53)

Doc Anderson’un kehanetleri : Amerikalı kahin Doc Anderson, 1944 yılının noel gününde üç tanığın ve bir noterin huzurunda bir belge imzalayarak Başkan Roosevelt’in görev süresini tamamlayamadan 1945 yılı nisan ayının ortalarında öleceğini söyledi. Kehanet aynen gerçekleşti ve yerel polis iki hükümet ajanıyla birlikte Doc’u sorguya çekti. Kahin ayrıca, atom bombasının Japonya’ya atılacağı ve Japonların teslim olacağı günü de tam olarak bilmişti. Bunun dışında Doc, Çekoslavakya’daki liberalleşme hareketinin bastırılacağını, 1958 yılına kadar Ay’a çıkış konusunda başarı elde edilemeyeceğini, ama 1968’den sonra Ay’a çıkılabileceğini söylemiş, bu kehanetlerinde de tam isabet kaydetmişti! (Sayfa : 54-55)

Uri Geller’in kehanetleri : Olağanüstü metal bükme olaylarıyla bilim adamlarını şaşırtan İsrailli Uri Geller, geleceğe ilişkin bazı kehanetlerde bulunmuştur. Uri’ye göre, gelecekte uzayda yaşamın varlığı gözler önüne serilecek, Loch Ness Canavarının gerçek olduğu anlaşılacak, Güney Amerika sahilleri açıklarında zengin petrol yatakları bulunacak, Türkiye ile Kıbrıs arasındaki denizde Atlantis sakinlerinin matematik ve dil bilimlerinde çok ileri olduklarını gösteren tabletler bulunacak. (Sayfa: 56)


SPİRİTOLOJİ

İnsan varlığı sadece bir organik yapı değil, o organik yapıyı bir evrim aracı olarak kullanan ruhsal bir yapıdır. Bu gerçek, insanları sadece maddeye yönelten kısır faaliyet ve düşüncelerin anlamsızlığını ortaya koymaktadır. İnsanlık artık maddeciliğin kör karanlığı içindeki ıstıraplara ve esarete doymuştur. Ruhsal varlıklar, özgürce madde kainatı içinde yaşayarak maddeye egemen olmak istiyorlar. Artık kimse makul bir insanı sadece maddeden ibaret bir varlık olduğuna inandıramamaktadır. Bu olanaksızdır, çünkü spiritolojinin ortaya çıkardığı bilimsel gerçekler tüm maddeci bağnazlığı ve körlüğü ortadan kaldıracak kadar belirgin, apaçık ve ikna edicidir. (Sayfa: 6)

Spiritüalizm kelimesi, birbirinden farklı iki inanca değinmek için kullanılmıştır. 18. ve 19. yüzyıllarda, ruhun nihai gerçeklik olduğunu ileri süren felsefi teorilere atfen kullanılıyordu. Bugün aynı kelime iki ana inancın tanımladığı bir hareketi ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır. Birincisi, beşeri kimliğin bedenin ölümünden sonra da sürdüğüne dair inanç. İkincisi, ölenlerin ruhlarıyla irtibat kurmanın mümkün olduğuna dair inanç. 19. yüzyılda modern spiritüalizmin muhalifleri bu hareketi tarif etmek üzere spiritizm kelimesini kullandılar. Spiritüalizmin asıl kaynakları Hıristiyanlık tradisyonunun dışında, simyacıların çalışmalarında, Paracelsus’un, Fransız Mesmer’in ve Emmanuel Swedenborg’un teorilerinde, doğu dinlerinde ve Kızılderili şamanların uygulamalarından türetilen fikirlerde aranmalıdır. (Sayfa: 7-8)

Marconi’den bir yıl evvel telsiz telgrafı bulan İngiliz bilim adamı Sir Oliver Lodge yaptığı uzun araştırmalar sonunda vardığı sonucu şöyle açıklıyordu: “Sizlere ölümden sonra varlığımızı sürdürdüğümüzü söylüyorum, ölen insanlarla bağlantı kurmak mümkündür. Bizimle bağlantı kuran kişilerin belirttikleri kimseler olduklarını kanıtladım. Varılan sonuç şudur ki, ölüm ötesi yaşam bilimsel araştırmalarla da kanıtlanmıştır.” Sir Lodge’a göre zeka, fizik maddeden bağımsız olarak mevcut olabilen, eteri doğrudan fizik maddeyi ise dolaylı olarak etkileyen bir şeydir. Lodge’un eteri ile Kardec’in perispirisi aynı şeydi. Lodge, madde üzerindeki eylemlerimizin tümünün eter vasıtasıyla harekete geçirildiğini, maddenin atomlarının gruplanarak meydana getirdiği moleküllerle ilişki kurabilen biçimlendirici bir prensibin mevcut olduğunu söylüyordu. (Sayfa: 23-24)

Ünlü psikanalist Carl Gustav Jung 1919 yılında yazdığı bir kitapta, parapsişik fenomenleri tekrar tekrar gözlemlediğini, fakat bunlarda ruhların varlığına dair hiçbir kanıta rastlamadığını, bu kanıtlar ortaya çıkıncaya kadar söz konusu alanı psikolojinin bir uzantısı olarak kabul edeceğini açıklamıştı. Jung, kitabının 1948 yılında yapılan gözden geçirilmiş yeni baskısına bir dipnot düşerek şu açıklamayı yapıyordu: “Elli yıldır birçok kişiden ve ülkeden psikolojik deneyimler topladıktan sonra, artık 1919’da bu satırları yazdığım zamanki kadar kendimden emin değilim! Kısacası, söz konusu olayların üzerine sadece psikolojik bir yaklaşımla eğilmenin yeterli olacağından kuşkuluyum.” (Sayfa: 30-31)

Hint Parlamentosunun üyelerinden biri, Profesör Albert Einstein’e nükleer araştırma konusunda bir soru yönelttiğinde Einstein şu yanıtı vermişti: “Ben maddenin nerede bittiğini, ruhun nerede başladığını bildiğim için spiritüel bir çalışmayla meşgulüm” Ünlü dahi bir başka sefer de şöyle demişti: “Hissedebileceğimiz en derin ve en güzel duygu mistiklerin anlattıklarındadır. Onlar tüm gerçek bilimlerin tohum ekicileridir. Kim bu duyguya yabancıysa, kim ona hayranlık ve saygı duymuyorsa o kişi hemen hemen ölüdür! ( Sayfa: 30-35)


UFO VE APOLLO

1968’de uzaya fırlatılan Apollo -7 kapsülündeki astronotlardan Cunningham, aracın yanından meçhul cisimler geçtiğini yer kontrole bildirmiş ve talimat istemişti. Apollo -7 astronotları, aracın içinde nereden geldiği belirsiz yüksek frekanslı bir müzik de duydular! (Sayfa:14)

1968’de Ay çevresinde dolanmak için gönderilen Apollo -8 aracındaki astronot Lowell, heyecan içinde merkeze uçan daireler gördüğünü iletti. Houston hemen televizyon yayınını kesti. Çekilen 1500 resmin sadece 380’i basına dağıtıldı, diğerleri saklandı. Astronotlar Ay çevresindeki ilk turlarında yanlarından hızla geçen ve kör edici ışıklar saçan cisimler gördüler. Uzay kapsülünün içinde bir ısı dalgası ve dayanılmaz yüksek frekanslı parazitler duydular. (Sayfa: 16-19)

1969’da Ay’a ilk inişi gerçekleştiren Apollo-11 aracının astronotları, Ay ile araç arasında olağandışı bir nesne gördüler. Oldukça büyük olan ve parlak ışıklar saçarak yanlarından geçip giden bu nesneyi yer kontrol merkezine bildirdiler. Araç Ay’a yaklaşırken tuhaf radyo parazitleri işittiler. Ses, yüksek volümlü sirenlere benziyordu. Ay’a inişe bir gün kala Aldrin Ay yüzeyinin filmini çekerken birden ufukta disk biçiminde iki nesne belirdi, biri daha büyükçeydi, birbirlerinden uzaklaşıyor sonra yine yaklaşıyor, dünya yapısı hiçbir aracın yapamayacağı manevralar yapıyorlardı. Armstrong yarım mil ötesinde sanki tırtıllı bir traktör tarafından bırakılan izler gördüğünü yer kontrol merkezine bildirdi. Astronotlardan biri “Evet, evet oradaydılar, bazı ziyaretçiler vardı. Orada başka uçan daireler de var. Bir hat oluşturacak şekilde sıralanmışlar, kraterin kenarında bekliyorlar” demiş ve bu konuşma Houston dışındaki bir dinleme merkezince tespit edilmişti. (Sayfa: 16-19)

Yüksek Rehber Ruh GOETHE’den 1969’da Alınan Mesaj: “Daha önce de birçok dünya insanı güneş sisteminin tüm gezegenlerine ve henüz keşfedemediğiniz üç gezegene gitmiş, sonra dünyaya dönmüşlerdir, ama susmaktadırlar. Zamanı gelince konuşacaklar, şimdilik hiç kimse onları anlayacak düzeyde değil. Asırlar önce de binlerce dünya insanı bu gezegenlere, hatta binlerce ışık yılı uzaklıktaki diğer güneş sistemlerine gitmişlerdir. Maddi bedenleriyle gidip dönenler bile vardır. Üç Amerikalı şimdi Ay’dadır ama sizin tanımadığınız birçok dünyalı Ayda yaşıyor! Bunlar er geç açıklanacak. Dünyalıları paniğe kaptırmamak gerekir. Gerçekleri gizledikleri için Amerikalılara kızmayın, gerçeklerin gizli kalmasını sağlayan biziz, bazı şeyler şimdilik gizli kalmalıdır!
“Ay’da insan vardır, bitki vardır, hayvan da vardır. Fakat bitki ve hayvanlar sizinkilere kıyasla dar ve uzundur. Daha küçükmüş gibi görünen dünyadakilere benzer yaratıklar da vardır. Ay insanı sizi tanıyor, onlar evrim bakımından sizden ilerdedir. Başka gezegenlerden gelenler Ay insanını sizden önce uyandırmıştır. Şekil bakımından Ay insanıyla sizin aranızda fark yoktur, zaten öyle olduğu için aranızda rahatça yaşayıp görev yapmaktadırlar. Eğer onları tanıyacak olsanız görevlerini yapamazlardı. Zamanla her şey aydınlatılacaktır. Ay yüzeyinde hayat vardır, ama doğası gereği orada yer altı şehirleri kurulmuştur. Krater sandığınız delikler yer altı şehirlerinin giriş yerleridir. Aylıların yer üstünde de birçok tesisi var. Bu tesislerin sizinkilerden farkı ışığı, havayı ve kozmik ışınları yansıtarak içeri vermesindedir. Aylı dışarda da yaşayabilir, ama bunun güçlükleri var. Bitkiler hem dışarda hem de içerde yetişebilir. Ay bir enerji deposudur, hem güneşin hem de kendi enerjisini dünyaya yansıtır. Ay ışığında dolaşırken romantik duygular hissetmeniz bu yüzdendir. Bu enerji toprak ve bitkilerinize hayatiyet kazandırır. Ay ve Dünya birbirine muhtaçtır, Aylılar bunu bilir ama siz henüz bilmiyorsunuz.” (Sayfa: 24-40)

1969’da Aya inen Apollo -12’de de anlaşılmayan sesler işitildi ve dünyaya dönüşte kocaman kırmızı bir ufo görüldü. (Sayfa: 44-45)

Aylı Görevli LEONİDAS’tan Mesaj: “Dünyalılar uzay yolculuklarının ardındaki gerçek hakkında çok az şey biliyorlar. Gezegeniniz, katletmeye ve savaşa susamış aşağı düzeyden bir zeka faaliyeti üzerine kurulmuştur, nüfusunuzun onda biri iyi niyetlidir. Bu insanlar İncil’de de bahsedildiği gibi tarafımızdan kurtarılacaktır, uzaylılar hasat toplayıcı meleklerdir. Bizim nüfusumuz 100 bin dolayındadır, bunun onda biri Ay yüzeyinde yaşar, Ay’ın içi aynı Dünya gibi boştur. Apollo -13 uzay aracınız savaş başlıklı bir füze atmak için Ay’a gönderildi. Kötü niyetinizi sezince aracın yolundaki döküntüleri temizlemedik ve aracınız bunlardan birine çarptı. Füzeyi atmayacağınızı anladıktan sonra tekrar yardımcı olmaya başladık, ama son anda füze fırlatıldı. Gemilerimiz bu silahın etki gücünü onda bire düşürdüler ve hedefinden saptırarak yerleşim yerlerine düşmesini önlediler!” (Sayfa: 50-55)

1971’de Ay’a giden Apollo -14 mürettebatı, Aylıların gönlünü almak için mikrofilme kaydedilmiş bir İncil bıraktı. Ufoları sürekli yok sayan bir zihniyetin bu İncil’i oraya niçin ve kim için bıraktığı bilinmiyor. (Sayfa: 58)

1971’de Ay’a gönderilen Apollo -15 astronotları, bu sefer de Ay’a bir astronot heykeli ve uzayın fethinde ölenlerin isimlerinin yazılı olduğu bir plaket bıraktılar. Astronot Worden, iniş sırasında anlamı çözülemeyen esrarlı bir cümle işitti, ama bu da örtbas edildi. (Sayfa : 64-65)

1972 yılında Ay’a gönderilen Apollo -16 astronotları modül çevresinde uçan beyaz objeler gördüler. Birçok gözlemevi, Ay’dan kodlu yayınlara benzer radyo sinyalleri aldığını bildirdi, bazıları ise Ay üzerinde köprü benzeri bir yapı gözlemlediklerini açıkladılar. Son yıllarda Ay’da 200’den fazla beyaz kubbeli yapı gözlemlendi. Bunlar bilinmeyen sebeplerle birden ortadan kayboluyor, başka bir yerde yeniden beliriyorlardı! (Sayfa: 70-76)

1972’de Ay’a gönderilen Apollo -17 astronotları da Ay üzerinde parlak benekler ve parıldayan ışıklar diye tarif ettikleri ufolar gördüler. Astronotlardan biri Houston’a yapay tepeler dizisini andıran şekiller gördüğünü bildirdi, başının üzerinden hızla geçen parlak cisimlerden bahsetti. Kraterin yamacından yukarı doğru uzanan izler gördüğünü söyledi. Ayrıca, Mare Crisium bölgesinde köprüye benzer devasa bir yapı rapor edildi. (Sayfa: 80-87)


KÖTÜLÜK VE KAYNAKLARI

Riley Harsard Crabb : “Armageddon, yani uzay savaşı bir gerçektir. Dezentegre olan takım yıldızlardan gelen şer güçlerinin, gezegenin krizinden yararlanarak dünyayı kontrol altına alma çabaları devam etmektedir. Uzay kökenli bu şer güçleri, Ay ve Dünya’daki şer güçleriyle ve ahlaksız devlet adamlarıyla geçici anlaşmalar yapmaktadır.” (Sayfa : 4)

YÜCE MERKEZİ GÜNEŞTEN ELOHİM KONUŞUYOR : “Göksel Plan’ın Ordusu hiçbir şey yapmadan duracak ve planetin kasıtlı yıkımını seyredecek değildir. Koruyucu Melekler, kişisel çıkarı için milyonların yıkımının mimarlığını yapacak olan Kötü Dahi’nin üzerine hücum edeceklerdir. Bu despotizm ayakta kalmayacaktır, bir siklus boyunca sonsuzluğun en uzak bölgelerine sürüleceklerdir. Bu uyarıyı dünyada savaştan çıkar sağlayanlara göndereceğiz. Nükleer yıkım için adım atanlar yüce güçlerin işe karışacağını bilmelidirler. Biz birleşik bir ses olarak “bu gerçekleşmeyecektir, gerçekleşmeyecektir, gerçekleşmeyecektir” diyoruz. Shan’ın (Dünya’nın) yıkımına izin verilmeyeceğine dair emir evrenin her yanında yankılanmıştır. En Yüce’nin oğulları ve kızları sıkı durun, karanlık ve düşmüş kişilerin muhalefetinden sakının! Onların yıkıma doğru atacakları her adım ilahi muhalefetle karşılaşacak ve iki güç arasında büyük bir savaş olacaktır. Tanrının aydınlığının içine sığının, ışık alanlarınızın çözülmesine izin vermeyin, size kimse zarar veremez. İçinizde sevgi ve dışınızda ışıkla sarmalandıkça başınıza hiçbir kötülük gelemez. Korku karanlığı mesken tutanlar içindir. İman ve inanç, Parıldayan Bir ile yürüyenlerin mirasıdır. Korkmayın, çünkü O çok çabuk gelecektir!” (Sayfa: 5)

SADIKLAR PLANI (Celse 1. 1. 1965) : “Nefsaniyetten ya da şeytandan bahsedildiğinde geri bir planın etkisini anlamalısınız. O geri plan zaten vardır ve sabittir. Nefsaniyet ya da şeytan sizin o sabit plana adaptasyonunuzdur. O geri tesir, belirli bir mekanın belirli bir şebekesinin içinde belirli bir fonksiyon yapmaktadır. Ona muhtaç olan sonsuz varlık sistemleri vardır. Herkes oradan geçer ve tesir alır. Nefsaniyet derken, onun size etkisi değil sizin ona adapte olmanız söz konusudur.” (Sayfa: 9)

SADIKLAR PLANI (Celse 7. 4. 1967) : “Yüksek tesirler insanda vicdan tarzında meydana gelirler. Geri tesirler ise sanıldığı gibi nefs tarzında meydana gelmezler, çünkü nefs varlığın özünde bulunan bir şey değildir. Bencillik sonradan oluşur, ruhun bedenlenmesiyle ortaya çıkar. Bedenlenme ise sadece bir kalıp içinde belirli noktaları temsil eder. Geri tesir, irade ve etkisini İlahi İrade Yasaları doğrultusunda kullanmak isteyen insanı saptırmaya çalışır, bu insanlık realitesinin bir gereğidir. İnsanın en zayıf tarafı bencilliğidir. Görünüşte geri tesirlerin beslendiği kaynak bencillik gibi görünür, oysa evrende bu görevi yapan bir tesir alanı vardır. Bu, kutsal metinlerde iğvaya düşürücü şeytan olarak sembolize edilir. Maddeden, yani bedenden yayılan tesir bu tesir alanından yayılan tesirle aynı şey değildir, madde belirli bir realitenin ifadesidir, onun da kendi arasında yüksek ve geri şeklinde sınıflandırılacak tesir kademeleri vardır, tıpkı ruhi planların olduğu gibi. Siz bu tesirlerle sürekli temastasınız. Aslında maddi tesir sizi saptıramaz, çünkü insan ruhu bedene daima hakimdir, dolayısıyla beden tesirlerine de hakimdir.Yalnız bu hakimiyeti bazen otomatizma içerisinde, bazen bir takım pratiklerle, daha ileri safhalarda ise şuurlu olarak gerçekleştirir. Oysa insanı saptıran gerçek geri tesirlere insan hakim değildir. Farkı anlıyor musunuz?
“Yüksek ruhi tesir nasıl ayrım yapmadan her varlığa nüfuz ediyorsa, geri tesirler de öyle nüfuz eder. Bir varlık doğrultusunu en geri otomatizmadan en ileri idrakli safhaya kadar bizzat ayarlamak zorundadır. Evrimin ana prensiplerinden biri budur. Olumlu yolda gelişmek için gayret sarfederken bu gayretinizi boşa çıkaranın geri tesir olduğunu söyleyemezsiniz. Gayret olayından evvel, gayret edip etmemenize bir takım mazeretler uyduran husus kudretsizliğinizdir. Geri tesirler de kademe kademedir, eğer tüm şiddetiyle insanlar üzerinde etkili olsalardı evrimleşmeniz imkansız olurdu. İşte Tanrının Rahim ve Rahman oluşu (Esirgeyen ve Bağışlayan oluşu) tesirler açısından bunu ifade eder. Yani sizin gelişmeniz için tertip edilmiş geri tesirlerin darbelerine yine sizin için tertip edilmiş olumlu tesirlerle engel olunur. Şefaat işte budur. Realite yükseldikçe geri tesirler daha az yer işgal ederler. Siz insan olarak geri tesirleri nefsaniyetle paralel gibi görmeye eğilimlisiniz. Evrendeki gizli tesir şebekeleri konusunda hiçbir bilgiye sahip değilsiniz. Dünyanın özel bir hale tabi olduğunu bilmezsiniz. Bu özelliğin en belirgin noktası düalitenin varlığıdır, bu yüzden geri tesir planının etkisindesiniz.” (Sayfa: 9-11)

SADIKLAR PLANI (Celse 1. 1. 1966) : “Adem sembolü, üç boyutlu realitenizde ve diğerlerinde büyük bir dengeyi ifade eder, ikili denge unsurunun aktif sembolüdür. Madde ve madde üstü durumlarda, evren içindeki uyumu sağlamak için birbirini etkileyen iki ayrı gücün varlığı şarttır. Psişik kudrete sahip insanoğlu pozitif ve negatif tesir planlarından geçerek evrimleşmek zorundadır. Her iki tesir planı da insanın kaderinden bağımsız olarak aralarındaki savaşı sürdürürler. Adem cennetteyken bu tesir planlarının dışındaydı. Cennetten kovulma figürü, Adem’in bu tesir sahaları içinde yaşamasını sembolize eder. Adem cennet planının dışındaki realiteyi istemiş ve istediği kendisine verilmiştir, çünkü her istek cevaplandırılır. Havva hem pozitif ve negatif tesir planının karışımıdır, hem de Adem’in içinde bulunduğu sistemin fonksiyonunu çizer, onun bu zıtlar dünyasında başarıya ulaşacağını gösterir. Yılan sembolü ise iki anlam ifade eder. Pozitif olarak yılan, Ruhi İdare Mekanizmasının koruyuculuğunu, hakimiyetini ve her şeyi kapsadığını gösterir. Negatif olarak yılan ise, negatif tesir planlarının pozitif tesir karşısındaki insana kıyasla hareket tarzını gösterir.” (Sayfa : 11-12)

SADIKLAR PLANI (Celse 26. 3. 1966) : “Ben-i İsrailde sembolize olmuş nefsaniyet insanına sevgi ve vicdanı izah etmek mümkün değildir. Bu yüzden Musa ve Harun insanlığı negatif tesir altında geliştirmek zorundaydılar, bu bir gereklilikti. Musa şeriatinin kurulması için ona çok yakın bir ruh haleti içinde bulunmak gerekiyordu, yani negatif bir idare mekanizmasının darbesi altında sınavlar geçirmek zorunluydu. Hiçbir peygamber Musa kadar çileli bir hayat sürmemiştir!” (Sayfa: 12-13)

SADIKLAR PLANI (Celse 2. 2. 1968) : “Zakkum nedir bilir misiniz? Zakkum her din devresinin sonunda insanlığın tüm ağırlığı ve acılığıyla altında kaldığı şoktur. Şok, Ruhi İdare Mekanizmasının ayırt edici etkisinin ta kendisidir. Etki hem içten hem de dıştan gelecektir. İçten, nefsinizin kalabalık ağırlığı altında vicdanınızın soluğunuzu kesmesiyle, bilginin ağzınızı tıkamasıyla gelecektir, acıdır. Dıştan, doğal ve yapay afetlerle gelecektir. Onlar da ayırt edici, tüketici etkilerdir. Şimdi dünya insanına elbette zakkum nasip olacaktır, çünkü din devresi başladı ve son bulacaktır! Negatifin, şerrin zincirleri gevşetilmiştir, sınanacaksınız! Negatifin, şerrin ipleri uzatılmıştır, sınanacaksınız! Buna karşılık sizi kösteklememek için pozitif tesirlerin, pozitif düşüncelerin hazinesi de açılmıştır. Siz yer ve gök arasında sürekli debelenen bir varlık olarak göğü seçmelisiniz, çünkü biliyorsunuz, çünkü sorumluluğunuz var. Şeytanın yeryüzünde elbette temsilcileri var, bu insanlar bilerek ya da bilmeyerek olumsuzluklarını devam ettiriyorlar. Kuruntularınızın çoğu, dünyaya ve nefse ait tesir ve
telkinlerin sizde ortaya çıkmasından başka bir şey değildir.” (Sayfa: 13)

SADIKLAR PLANI (Celse 16. 2. 1968) : “Evrende varlıkların evrimine özel bir amaçla hizmet eden, fakat onları daima çelmeleyen bir prensip çalışır. Bu prensip hem ruhi hem de maddi olarak tezahür eder. Kadir-i Mutlak’ın Rahim ve Rahman oluşu, pozitif olanların en büyük desteği ve galibiyetlerinin garantisidir. Elbette her devrenin sonunda pozitifin ve hayrın varlıkları, içinde bulundukları realitenin şeriatinden kurtarılıp üstün bir hayata alınırlar.” (Sayfa: 13-14)

Yüksek Rehber Ruh BEYAZ KARTAL’dan Mesaj : “İnsan, hayatı boyunca kendine yol gösteren bir güç tarafından gözetilir. Fakat bu rehberliğe uyup uymama, karanlığa ya da Satan’a teslim olup olmama kendi seçimine bağlıdır. Satan, imtihan edici olarak bilinen Satürn’ün bir başka adı olup insanı sınamak ve arındırmak için ona ıstırap çektirerek faaliyet gösterir, ama giderek insanlığa bilgelik ve ışık getirir.” (Sayfa: 15)

Yüksek Rehber Ruh BEYAZ KARTAL’dan Mesaj: “Yaşamın iyi ve kötüden oluşan iki yönü vardır. Bir yanda Rabbimizin ve üstad İsa’nın yönetimi altında çalışan iyiler, yani hayır güçleri, öte yanda kötü denen ordular, yani şer güçleri. Karanlık meleklerinin fonksiyonu ışık meleklerininkinden farklı olmakla birlikte, onlar da kozmosun ve Tanrının yasası dahilinde çalışırlar. Kötülük ya da karanlık dediğiniz güçler de sonsuz kudretin denetimi altındadır. Aksi halde tam bir karmaşa olur, çağlar boyunca dinleri beslemiş gizli öğreti ekollerine güven kalmazdı, Tanrıya ve sevgiye güvenmez olurdunuz. Daima ışığın izleyicilerine yol gösteren, kargaşadan iyilik çıkaran sonsuz bir güç vardır. Dünya’nın üstündeki ruhsal düzeylere yükseldiğinizde ışıkla karanlığın aslında bir olduğunu, çekişmenin sona erdiğini ve uyumun hakim olduğunu görürsünüz. Bunu öğrenmek sizin için sürpriz olur. Yaşam karanlık olmadan süremez, karanlık kontrast yaratarak ışığın gücünü belirginleştirir, evrim için bu gereklidir.
“Şimdi diyebilirsiniz ki, Tanrı aynı zamanda yıkıcı mıdır? Bir anlamda öyledir, Hinduların yıkıcı Tanrısı Şiva’ya benzetilebilir. Ama bu yıkıcı unsur kendini yapıcı olarak ortaya koyar. İstenmeyen gelişmeleri ortadan kaldıran yıkıcı unsur, gerçek yeniden yapılanma ve yeniden yaratış için zemin hazırlar. Bu yüzden karanlık meleklerinin evrim düzeninde kendine özgü bir yeri vardır. Tüm mesele dengedir, pozitif ve negatifin dengesi, makrokozmos ile mikrokozmosun dengesi! Daha yüksek bir şuur düzeyinden bakıldığında, hayır ve şerrin mükemmeli oluşturmak ve üstatlık kudretini geliştirmek için birlikte çalışan iki güç olduğu anlaşılır. Zamanı gelince insanoğlu Altın Çağı oluşturmak için pozitif ve negatif güçleri nasıl birlikte harmanlayacağını öğrenecektir. Karanlık meleklerinin faaliyeti ışık meleklerininkini tamamlayıcı mahiyettedir. Bu iki güç, insana bünyesindeki Tanrısallığın şuurunu edindirir, amacı budur!
“İnsanoğlu bu gezegene gelmeden önce ileri düzeyden varlıklar yardım için gelmişlerdi, hayır ve şer güçleri de insanlığa yardım etmişlerdi. Işık ve karanlık güçlerini sürekli savaşan güçler olarak değil, birbirini tamamlayan güçler olarak düşünün, bu varlıkların güçlerini küçümsemeyin, çünkü onlar siklustan siklusa sizin gelişmeniz için çalışırlar. Şimdi şöyle düşünebilirsiniz, karanlık melekleri ışık meleklerine galebe çalıp insanlığın yıkımına yol açabilirler mi? Cevabım hayırdır, çünkü karanlık melekleri bir yere kadar gidebilirler, daha öteye geçemezler, kendilerini etkisiz kılacak kozmik yasalara takılırlar. Tanrı, evrenin kontrolünün dışına çıkmasına izin vermez, onun iradesinin dışında hiç bir şey olamaz.
“İnsanlığın önünde iki yol var, ya kozmik yasayla uyum içinde olur ya da karanlık bir şuur içinde kozmik yasaya karşı gelir. İkinci durumda enkarnasyondan enkarnasyona geçerek kendini ıstırapla çevreler. Görünmez varlıkların yanı sıra insanın içinde hem pozitif hem de negatif güçler vardır, çünkü insan kalbinde dengeyi taşır. İnsanlığın evrimine yardım etmek için insanlığa çekilen görünmez varlıklar esas notalarını insanlıktan alırlar.Yasa dengeliliktir.” (Sayfa: 15-18)

Yüksek Rehber Ruh DJWHAL KHUL’dan Mesaj : “Kötülüğü, gangsterlerle suçluların yaptığı faaliyetlerle karıştırmayın. Onlar kitlesel eksikliklerin, cehaletin, yanlış yetiştirilmenin ürünleridir. Genedoğum yasası onları giderek iyileştirecektir. Gerçek kötüler hemcinslerini esaret altında tutmaya, onları sömürmeye, yeryüzü nimetlerini sadece kendilerine ayırmaya çalışanlardır. Azınlıkta ama güçlüdürler. İşte şer güçleri bu tür kişiler vasıtasıyla çalışırlar. Bu kişiler, yeryüzünün tüm zenginliğini sömürmek için büyük şirketler halinde faaliyet gösterirler.” (Sayfa: 18-19)

Yüksek Rehber Ruh DJWHAL KHUL’dan Mesaj : “Astral ve mental düzeylerde karanlık merkezler denen merkezler vardır. Bunlara karanlık sıfatı verilir, çünkü faaliyetlerinin ağırlık merkezini tezahürün maddi yönü ve maddi cevherin faaliyeti oluşturur. Tüm enerjileri tamamiyle nefsani amaca bağlıdır. Işık güçleri ise formda saklı olan can üzerinde çalışırlar. Bu, İncil’de “Dünya Saltanatı” ve “Mesih’in Gücü” olarak sembolize edilmiştir. Atlantis zamanında bu karşıtlık zirveye ulaşmış ve kıl payıyla ışık güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Savaş astral düzeyde olmasına rağmen dünya çapında büyük bir tufana sebep olmuştur. O günden beri süren nefret ve ayrılık, karanlık güçlerinin kullandığı nefret, saldırganlık ve bölünme unsurlarıyla devam etmiş, ışık güçleriyse buna sevgi, fedakarca paylaşım ve sentez gibi unsurlarla karşılık vermişlerdir. Karanlık güçlerinin etkisi giderek azalmakta ve insanlık ışığa eskisinden daha çok yanıt vermektedir. Şer güçleri insanları etkilemek için ya fizik bedene saldırıya geçerler, ya hileyi kullanırlar ya da karanlık ve nüfuz edilemez bir bulutla insanı sararlar. Bu, duygusal maddeden oluşmuş, dengeli titreşimi yok eden bir buluttur. İnsan bu bulut dağılıncaya kadar dengeli şuur merkezini ayakta tutmalıdır. Karanlık güçler çoğu zaman hileye başvururlar, o da olmazsa fizik bedene saldırarak ıstırap vermeye ve insanı yolundan alıkoymaya çalışırlar. Kargaşa, bozgunculuk ve güvensizlik şer güçlerinin silahlarıdır.” (Sayfa: 19-22)

Yüksek Rehber Ruh DJWHAL KHUL’dan Mesaj : “Beyaz ve kara maji uygulayıcılarını ayıran sınır çizgisi şöyledir: Beyaz majisyen, enerjisini ve zamanını harcadığı grubun yararına olacak bir motivasyona sahiptir. Sol el yolunun (kara) majisyeni ise daima yalnız çalışır, biriyle işbirliği yapsa bile bu gizli bir nefsani amaca yöneliktir. Beyaz majisyen, hiyerarşik plan ve programlar dahilinde Dünya Rabbi’nin arzularını yerine getirmek için çalışır. Kara majisyen ise plan ve program dışında Rabbin amacının kapsamına girmeyen çalışmalar yapar. Beyaz majisyen tamamen yüksek düzeyden deva inşaatçıları vasıtasıyla çalışır, kara majisyen ise doğrudan maddeyle ve aşağı düzeyden inşaatçılarla çalışır, kozal düzeydeki güçlerle işbirliği yapmaz. Beyaz kardeş fizik, astral ve mental düzeyleri kullanırken, karanlık kardeş fizik ve astral düzeylerle yetinir. Kara majisyenin nefsaniyetten ötürü karakteri bulanık, vibrasyonu düşük olduğu için kudreti sınırlı ve yıkıcıdır. Beyaz majisyen daima başkalarıyla işbirliği yaparak çalışır, kendisi de belirli grup başkanlarının yönetimi altındadır. Kara majisyen ise yalnız çalışır ve entrikalarını bazen işbirlikçi astların yardımıyla gerçekleştirir, çoğu kez hiçbir üste tahammül edemez.
“Sağ el yoluna sahip beyaz kardeşte inşa edici gücün yeri kalp merkezidir. Kullandığı çakra üçgeni, baştaki kalbe tekabül eden merkez, kalp merkezi ve boğaz merkezidir. Sol el yolunun kara kardeşi ise boğaz merkezinden faaliyet gösterir ve fiziki güneşin güçlerini kullanır, amacı hayat gücünü tüketmeye yöneliktir. Kullandığı çakra üçgeni, boğaz merkezi, kuyruk sokumu merkezi ve başta yer alan ve boğaz merkezine tekabül eden merkezdir. Beyaz majisyen evrim doğrultusunda çalışırken, kara majisyen karanlığa gidişle meşgul olur ve Solar Logos’un (Güneş Rabbinin) amacına hizmet eder. Oysa beyaz majisyen Gezegensel Logos’un (Dünya Rabbinin) amacına hizmet eder. Kara majisyenler de hata yapmalarına rağmen Tanrının oğullarıdır, doğru yolu bulmaları çok zaman alsa da bir gün aydınlığa geleceklerdir.
“Somut zihni aşırı derecede yücelten ve daha yüksek zihni sürekli kapalı tutanlar sol el yoluna sapma tehlikesiyle yüz yüzedirler. Karanlık kardeş hemcinslerini sömürülecek kişiler olarak görür, kimseye saygı duymaz, isteklerini zorla elde etmekten çekinmez, sebep olacağı ıstırabı düşünmez. Fizik ve astral (duygusal) düzeyde beyaz kardeşten daha üstündür. İnsanlığın vibrasyonlarında kara majisyene güç veren çok şey mevcuttur, bu yüzden etkili olmaktadır. Eğer bir karanlık kardeş bir kişiyi etkisi altına alırsa, bu o kişinin zayıf yanlarından ötürüdür, ona gireceği kapıyı açan zayıf insandır. Korku zayıflığa, zayıflık da çözülmeye yol açar, böylece kişide kara kardeşin sığacağı bir gedik açılmış olur. Umudunuzu yitirmeyin, insan ruhunun yenilgisi söz konusu değildir, onun ilahi niteliği yok edilemez. O nitelik cehennemin en karanlık çukurundan bile zaferle çıkacaktır. İnsanı hedefine varmaktan alıkoyacak hiçbir güç yoktur. Vicdansız ve haris insanlar vasıtasıyla ortaya çıkan günümüzdeki saldırgan nefsaniyet kadim bir kötülüğün eseridir. Onlar son tahlilde savaşı kaybedeceklerdir.” (Sayfa: 22-28)

V. S. ALDER : “Gerçeği arayan, birçok tuzak, illüzyon ve tehlikeyle dolu bir yol izlemektedir. Kişinin gerçeğe ulaşmasını sağlayacak tılsım içtenliktir, apaçık bir içtenlik. Gerçeği arayanlar iki şeyin kurbanı olurlar, sansasyonel olmaktan hoşlanma ve tembellik. Her ikisi de insanın içtenliğini zayıflatır. Sansasyonel olma, yani duygusal heyecan hali zihnin dengesini bozar. Gerçeği arayanlar tembellikten kaçınıp içtenlikle disiplinden hoşlanma yolunda ilerledikçe bilgelik gelir. Artık bilge hayır sahibiyle sahtekarı birbirinden ayırmakta zorlanmaz, aldanmalardan, tehlikelerden uzak kalır. Bilgelik kişiye kalenderlik, huzur, denge ve güç kazandırır. Artık korku, temkinsizlik, hastalık, üzüntü, duygusallık, hırs ve kararsızlık sona erer. Sesi tiz ya da iç gıcıklayıcı değil tınlayıcı niteliktedir. Bilge kişinin huzurunda bulunmak hiçbir zaman kişinin enerjisini tüketmez. Gerçek bilgeler az konuşur, inisiyasyon, üstatlar ve kendi güçleri hakkında ulu orta söz etmezler. Bilgeler spiritüel gerçekleri öğretmek için asla ücret talep etmezler, bu yasaya aykırıdır. Bilge, gereksinimlerini karşılayacak paranın istemeksizin kendine ulaştığı bir düzeye gelmiştir. Kimseyi şöyle ya da böyle düşünmesi için zorlamaz, kendinden içtenlikle talep edilmediği sürece öğretmeye kalkışmaz. İnsanların özgür iradesine saygı göstermeyi öğrenmiştir, hiçbir konuda sabit fikirli değildir.
“Son derece evrimleşmiş bir varlık ya da öğretmenmiş gibi görünen, ama bir sürü insani zaafları olan kişi insanlara cazip gelebilir. O, yasaya aykırı olarak böyle bir hayranlığa izin verir, böylece gururunu şişirir ve izleyicilerinin kişisel formuna bağlılıklarını pekiştirir. İyiyle kötüyü ayırt etmeyi değil de, kendine körü körüne bağlılığı telkin eder. Böylece sahte bir öğretmen sahte bir topluluk edinir. Bu durum iki tür obsesyona yol açar. Birincisi, dikkatleri kendi üstünde toplayarak müritlerinin başkalarından daha iyi şeyler öğrenmelerini engeller ve kendini ayakta tutmak için amansız bir çaba harcar. İkincisi, onların zekalarını kullanmalarını engelleyerek keramete inanan, büyük bir öğretmene sahip olmanın gururuyla uyuşmuş duygusal bir topluluk yaratmış olur. Sonunda duygusal, şehvani ve karanlık faaliyetlere meyilli bir entelektüel çarpıklık gelişir, yüksek benlikle olan bağlantı kopar. Kara ayin ve kara maji törenleri işte böyle topluluklarda yeşerir, çünkü kara maji doğa yasalarının manipülasyonundan ibarettir. Bazen hayra yönelik öğreti kusurlu kişilerden de gelebilir. Öte yandan iyi ve dürüst kişi tek öğrenciyi tatmin edebilecek bir söz bile söylemeyebilir. Dünya sonsuz çeşitlilikle doludur. Gerçeği arayanlar imajinasyon yatkınlığına çok dikkat etmelidirler.
“Şuurlu zihnin hemen altında devasa ve karmaşık güçlü bir süptil dünya vardır. Bu dünya çeşitli sonuçlar oluşturmak için manipüle edilebilir. Kişiler gerçek olmayan deneyimler geçirdiklerini sanabilir ve bunu çevreye anlatıp dururlar. Oysa gerçek spiritüel bir deneyim geçirecek kadar ileri düzeyden biri bu deneyime ilişkin yasalardan öylesine haberdardır ve deneyim karşısında öylesine huşu içindedir ki, deneyimden başkalarına söz etmesi imkansızdır. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir kara maji yapısında biraz olsun aynı vibrasyonu taşımayan kişiyi etkileyemez. Dürüst ve tüm kalbiyle hayrın kudretine güvenen kişi kötü tesirlere karşı dokunulmazdır! Kendimizi hayra ayarlarsak kötü vibrasyonlar bizi etkilemeden geçip giderler. Korku, tembellik ve samimiyetsizlik gerçeği arayan kişiyi sol el yoluna götürür.” (Sayfa: 28-34)

Uzaylı AMANO’dan Mesaj : “Çok eskiden planetler arası seyahatler yapılıyor ve oralardan ileri düzeyde bilgiler getiriliyordu. Ama insanlarınız bu bilgilere o kadar doydular ki, bilgi almaya ihtiyaçları olmadığını söylediler, bu yüzden bilgi aktarımına son verildi. Kozmik yasalara göre varlıkların özgür iradelerine müdahale edilemez. Yaşamını sonu gelmez dünyevi zevklerle geçirmek isteyenlere yardım aşağı güçlerden gelir, akıl hastaneleriniz bu yüzden doludur. Sadece alkol ve uyuşturucu değil, bazen din de geri bedensiz varlıkların sizi saptırmasına yol açabilir.
“ Bu dünya doğal afetlere yol açacak değişikliklerin eşiğindedir. Karanlık güçler son kozlarını oynamaktalar, birçok insan da onlara yardımcı olmakta. Geri varlıklar evrim yolundaki varlıkları çekemezler, sürekli olarak onları etkileyen vibrasyonlar yayarlar. Bu vibrasyonları kendinize çekecek en küçük zihni bir enerji bile yaymamalısınız. İç bedeninizi zedeleyen endişelerden vazgeçin. Eğer açık kapı bırakmazsanız sizi etkileyemezler. Onlar zihninize ve bedeninize musallat olurlar, kelimeleri dudaklarınıza koyar, düşünce ve eylemlerinizi etkilerler, onlar açık kapı arayan başıboş unsurlardır. Sinirlenmenize engel olamadığınız zaman negatif düşünce ve eylemlerin sizi kuşatmasına izin veriyorsunuz demektir, çünkü onlar bozgunculuk ve ayrılıktan hoşlanırlar. Düşüncelerinizi kendinize siz çekersiniz, yüksek düzeyli düşünceler yüksek düzeyli güçleri çeker. Karanlığın nüfuz etme gücü yoktur, çünkü o doğmadan ölür, ışık her zaman karanlığı yener! Planetinizdeki geri varlıklar evrimleşmek için daha aşağı düzeydeki planetlerden gelirler. Kalbinizden kini temizleyin, kırıcı olmayın, sadece kendinizi incitmiş olursunuz. Mağrur, sabırsız ve merhametsiz olmayın, bunlar geçici gölgelerdir, huzur ve sükun getirmezler. Onlar aranızdadır, kendinizi koruyun! Evrim yolunda yürüyen insanlara saldırmak için birçok yılan pusudadır. Bir varlık evrimleştikçe yardım alacağı güçlerin düzeyi de yükselecektir. Daha iyi bir dünya istiyorsanız yüksek vibrasyonlu bir ortam yaratmalısınız.” (Sayfa: 35-38)

Kahin DOC ANDERSON : “Yer altı dünyasında insanlığın yıkımına kendini adayan karanlık bir kadro vardır. Bu kötü varlıklar insanlığın üstüne salgınlar, hastalıklar ve talihsizlikler musallat etmeye muktedirdirler. Bütün bir ulusu bir salgın ya da bir depremle yok edebilirler. Onlar despotların, diktatörlerin ve zalim devlet adamlarının arkasında yer alan satanik güçlerdir. Tek bir bireyin üzerinde de odaklanabilirler. Kara maji gücüne sahiptirler, değerli her şeyi çamura bulayabilirler! Karanlığın Prensi mevcuttur, insanları saptırmaktan zevk alan güçler vardır. Satan ve ordularını batıl itikat diye umursamamakla hata ettik, haince faaliyetlerine karşı tetikte olmadığımız için onu güçlendirdik.
“Demonoloji, yani şer güçlerinin bilimi ciddi bir konudur. Bazı Katolik rahipler tarafından özel obsesyon ayinleri uygulanır. Kanımca, bir kişinin hayatı tamamiyle büyü altına alınabilir, zihinlerimiz ve bedenlerimiz şer güçlerince işgal edilebilir. İblisler hem görünen hem de görünmeyen dünyanın üyeleridir. Tercih ettikleri yerde barınır, kendilerini çeşitli formlar içinde projekte edebilirler. İblislerden kurtulmak için yapılan ayinler çok tehlikelidir, bir hata yapıp yanlış varlıkları çağırma tehlikesi her zaman vardır.” (Sayfa: 39-40)

Hitler’i ele geçiren Lusifer güçleri, ırkçı doktrinler vasıtasıyla spiritüel gelişmeyi önlemeye çalıştılar. Bir satanist gibi yaşayan Hitlerle diğer satanistler arasındaki fark, Hitlerin politik güce sahip olmasıdır. Hitlerin yakınında bulunan H. Rauschning tanık olduğu bir olayı şöyle anlatıyor. “Geceleyin çığlıklar atarak ve kıvranarak uyandı, yardım etmemiz için bizi çağırdı. Felçli gibiydi, yatağı sarsacak kadar titriyordu, sanki boğuluyormuş gibi nefes nefese kalmıştı. Anlaşılmaz karışık sesler çıkardı. Odanın ortasında sallanarak çevresine bakındı. “İşte o, işte o, beni almaya geldi” diye inledi. Dudakları bembeyazdı, aşırı derecede terliyordu. Anlamsız rakamlar ve derme çatma cümleler mırıldandı. Kendisine friksiyon yapıldı ve bir içki verildi. Aniden ayaklarını yere vurarak bağırmaya başladı. “Orada, orada, işte köşede, orada” Anlaşılan Hitler satanik bir deneyim geçiriyordu!” (Sayfa: 40-41)


Kahire’deki eski sinegogda keşfedilen Zadokite Dokümanı’nda Tekvin (Yaratılış) onaylanmakta, Göklerin Gözetmenlerinin kalplerinin katılığı yüzünden düştükleri, dev bedenli oğullarının da düştükleri anlatılmaktadır. M.Ö. 5.800 yılında, Jared’in zamanında dünyaya inen Gözetmenlerin Lusifer’in düşmüş melekleri olduğu söylenir. Jared’in, oğlu İdris’e yazdırdığı söylenen “Jared’in Ağıtları” nda Gözetmenlerin dünyaya nasıl geldikleri ve insanları nasıl yoldan çıkardıkları anlatılmaktadır. Anlatıldığına göre, Başmelek Lusifer kainatın merkezinde yer alan Hub gezegeninde Gözetmenleri (androidleri) ve etten kemikten yapılmış robotları imal etmiş ve bu satanik orduyla savaşı kaybederek 200 kadar androidiyle Lübnan’daki Hermon dağına sürülmüştü. (Sayfa: 55-56)

SATÜRN RABBİ’NİN DÜNYA HALKLARINA MESAJI : “Sorun, doğruyu yanlıştan ayırt edememeniz değil, açgözlülüğün sizi obsede etmiş olmasıdır. Ulus ulusa, ırk ırka karşı savaşmaktadır, bunun nedeni daima açgözlülüktür. Güçlü olan zayıfı soymakta, planetin her yanında korku ve mücadele hüküm sürmektedir. Güçlünün zayıfı yediği orman hayvanlarının durumu gibidir sizin durumunuz! Dünyanın üzerinde karanlık bir bulut var, orada bir değil birçok satan var. Açgözlülüğün karanlık ruhlarıdır onlar, halkın kanını emen vampirlerdir. Bazıları fizik bedenlerini terketmiş olmalarına rağmen fizik bedendekiler kadar tehlikelidirler. Apokalips, liderleri Lusifer’in başkanlığında insanları ayartan düşmüş meleklerden söz eder. Bu varlıklar açgözlülüğü ve dostane olmayan her türlü eylemi teşvik ederler, ama açgözlülük hep başı çeker, açgözlülüğün yanında gurur ve kibir de vardır.
“Satan’ın işbirlikçileri para kazanan kuruluşların yüksek mevkilerinde yer alırlar, yandaşları olan hisse sahiplerine aşırı karlar sağlarlar. Bunlar yeryüzüne yüzlerce yıl önce gelmiş ve aşağılık zanaatlarını icra etmişlerdir. Faaliyetlerini gizlice yürütürler, olağan işadamları gibi görünürler. Biz Satürnlüler onları görebilir ve zihinlerini okuyabiliriz. Gizli toplantılarda gerçek yüzlerini gösterirler. Tüm yeryüzü halkları ayağa kalkmalı ve bu karanlık adamlara karşı savaşmalıdır, bomba ve silahla değil sözle savaşmalıdır. Bu karanlık kişiler, Işığın Prensiyken Tanrının kudretini gaspetmeye çalışan, bu yüzden cennetten kovulan Lusifer’in izleyicileridir. Tüm uluslarda gruplar oluşturarak şer güçlerine karşı koymalısınız. Bu ancak ışık yaymakla mümkündür. Karanlığı yok etmede hiçbir zaman başarısızlığa uğramayan Tanrı ışığını yakınız. Yüce Beyaz Kardeşlik eğitmek ve yol göstermek için yanınızdadır. Tanrı yakarışınıza yanıt verecektir. Size “İsteyin verilecek” denmemiş midir?” (Sayfa: 67-71)

NEPTÜN RABBİ’NİN DÜNYA HALKLARINA MESAJI : “Uzun yıllar önce Neptün planeti bu iğrenç karanlık güçlerin kurbanı olmuştu. Aynen size geldiği gibi bize de bu karanlık güçlerden evvel bizlere benzeyen varlıklar gelmişti. Görünüşte başarılı işadamları gibiydiler, ama planetin kanını emen vampirlere benziyorlardı. Yeryüzünü saran bulutlara baktığımızda eski deneyimlerimize dayanarak bulutların ne olduğunu anladık. Tanrıya şükürler olsun ki biz bu karanlık güçlerden kurtulduk, dediğim gibi aramıza işadamı kılığına girerek geldiler. Nereden geldiklerini bilmiyorduk, şu anda dünyanızda da durum aynıdır. Bu yabancılar aranıza sızdılar ve orada yuvalandılar, görünüşte onları halktan ayıramazsınız, fakat düşünce ve duyguları çok farklıdır. Onlar normal kimseler değildir, satanın işaretini taşırlar. Teker teker inceler ve dikkat ederseniz onları suç üstünde yakalayabilirsiniz. Ortak özellikleri kibir ve azametleridir, herkese tepeden bakarlar, düzenbaz ve hilekardırlar. Biz onları yenmeyi başardık, planetimizden kovduk.” (Sayfa: 72-76)

Rehber Varlık TOM’dan Mesaj : “Negatif kozmik güçlerle yeryüzündekiler aynıdır. Size dünyada karşı çıkanlar, kozmosta karşı koyanların elçileridir. Negatif kozmik uygarlıklar olumsuzluklarınızla beslenirler. Açgözlülüklerini, mal mülk hırslarını, nefretlerini ve ihtiraslarını planetinizdeki insanlara aşılarlar, böylece daha fazla güç üretirler. Pozitif enerji nasıl sevgiyi ve kainatı yaratıyorsa, negatif enerji de negatif güç yaratır. Onlar hiçbir ahlaki esasa uymadıkları için çok güçlüdürler. Pozitif güçler sevgi prensibine bağlı kalırlarsa negatif enerjiyi dengelemiş olurlar. Bu büyük bir kozmik savaştır, karanlığın güçleri ışığın güçlerini yendikleri taktirde, (ki bu mümkün değildir) bireyin canı artık özgür olmadığı için bireysel can olmayacak, devasa negatif bir kudreti besliyor olacaktır.” (Sayfa: 77)

Rehber Varlık ISHKOMAR’dan Mesaj : “Ben planetinizin civarına üç bin yıl evvel getirildim. Dünyanız üzerindeki canlı formlar bizim için çok önemlidir. Amacımız gelişiminize yardımcı olmak ve siklusu kısaltmaktır. Siklus normal halinde seyretseydi 250 bin yıl sürecekti. Size rehberlik etmek için bize izin verilmiştir, ama bizi kabul veya
reddetmek tercihinize kalmıştır. Bir başka grup daha vardır ki kullandıkları metot bizimkine benzemez, hatta tam tersidir. Onlar bizim gibi işbirliği aramazlar, sizi kontrol etmek, hatta hükmetmek isterler. Sizinle işbirliği yapacağımız günler yakındır, evrim hareketiniz yakında başlayacak, yakında varlığımızdan haberdar olacaksınız. O vakit geldiğinde planetinizde engellenmesi mümkün olmayan büyük jeolojik hareketler olacaktır. Bu yüzden, sizi zihnen ve fiziken bu değişimler konusunda tekrar tekrar uyarmaya çalışıyoruz.” (Sayfa: 78)

Uzaylı ALBAY AVALON’dan Mesaj : “Karanlık güçler vardır, ama birçoğu himaye faaliyetleri çerçevesinde ortadan kaldırılmıştır. Biz uzayın polis gücüyüz, sizi korumakla görevliyiz. Karanlık güçler birkaç çeşittir. En faal olanları, planetinizin yer altından gelen Dero’lardır, amblemleri daima siyahtır. Oricum 6 planetinden gelen ve konseyin emirlerine karşı çıkan bir grup daha vardır. Ama hepsi de denetim altına alınmıştır. Dünyadaki olaylar başlamadan evvel onların enterne edilmeleri çok önemliydi.” (Sayfa: 79)

ÖLÜM VE ÖTESİ

Amerikalı psikiyatrist Dr. Elisabeth Kubler Ross’a göre, öldüğü tıbben ilan edildikten sonra bile kişi yaşadığının bilincindedir. Tıbben öldükten sonra hayata dönen insanlarla yaptığı görüşmelerin bu görüşünü doğruladığını söyleyen Ross, ölüm söz konusu olmaksızın da insan bilincinin vücuttan ayrılabildiğini iddia etmekte, ölmek üzere olan hastaların, doktorların kendilerini hayata döndürme çabalarını üzüntüyle izlediklerini söylemektedir. Ross’a göre ölümle ölümden sonraki yaşam arasındaki bağ, tıpkı anneyle yeni doğan bebeğin arasındaki göbek bağı gibidir. Babasının ölümünü izleyen Dr. R.J.Staver, ölümden önce gri dumanımsı bir görüntünün babasının başının üst kısmında oluştuğunu, bir saat içinde bu dumanın insan formu aldığını, formla hasta arasında ince bir duman şeridi meydana geldiğini söylemiştir. Ölüm, bu ince duman şeridinin kopmasıyla meydana gelmektedir. Şerit kopmadığı zaman ölüm gerçekleşmemekte, kişi beden dışı bir yaşantıyı sürdürmeye devam etmektedir. (Sayfa: 9-10)

Dr. Elisabeth Kubler Ross, ölümden sonra yaşam konusunda yaptığı araştırmaların sonuçlarını şöyle açıklıyor: “Ölümden evvel daima manidar şeyler olur. Bazen yüzlerinde fantastik bir sükunet belirir, bazen de bizlerin göremediği birileriyle konuşurlar. Babam da ölmeden önce 30 yıl evvel ölen babasıyla konuşmuştu. Tıbben ölen bir hastam da dirildikten sonra bedeninden uçarcasına çıktığını, bedeni üzerinde çalışan doktorları gördüğünü, hatta ameliyat sırasındaki gergin havayı yumuşatmak için yapılan bir şakayı hatırladığını söylemişti. Diğerleri, bir kozadan çıkan kelebek gibi bedenlerinden ayrıldıklarını, rahat ve güzel bir ortama girdiklerini, acı duymadıklarını ifade ettiler. Kazada ayağı kopan bir başkası, bedeninden fırladıktan sonra ayağının yerinde olduğunu görmüş, dönüp fizik bedenine baktığında bir ayağının olmadığını anlamıştı. Öldükten sonra, dünyada sevdiğiniz kişileri size yardım etmek için orada bekliyor bulursunuz. Ölüm sonrasında daha yüksek bir anlayış düzeyine ulaşır, geçmiş yaşamınızın tümünü hatırlarsınız. Hatalarınızdan dolayı sizi yargılayacak olan Tanrı değil, yine kendinizsiniz.” (Sayfa: 14)

Ölüm deneyimi yaşamış insanlarda tespit edilen ortak noktalar şunlardır: Hiçbir acı ve rahatsızlığın olmadığı muazzam bir huzur ve sükunet duygusu. Ne olup bittiğinin tamamen farkında olmak. Ölümden korkmamak ve dünyaya geri dönmeyi istememek. Daima birileri tarafından karşılanmak. Bir bütünlük hali hissetmek. (Sayfa: 20-21)

Dr. Ross’a göre, feci trafik kazaları meydana geldiğinde astral beden fizik bedenden dışarı çıkarak yaralanmış fizik bedeni gözlemleyebilir ve hiçbir ağrı duymaz. Ancak fizik bedene geri döndüğünde ağrılar tekrar başlar. (Sayfa: 28)

Ölüm deneyimi geçirmiş bir hasta, Dr. Ross’a bu deneyimini şöyle anlatmıştır: “Bir öğleden sonra hastabakıcı kadın ölmek üzere olduğumu gördü ve yardım çağırmak için hızla odadan çıktı. İşte o zaman bedenimin dışında yüzmeye başladığımı fark ettim. Bedenimin ve yüzümün çok soluk olduğunu görüyor, ama kendimi çok iyi hissediyordum. Doktorlar bedenimle uğraşıyorlardı, söylediklerini gayet net duyuyordum. Hatta birinin havayı yumuşatmak için yaptığı şakayı bile hatırlıyorum. Onlara her şeyin yolunda olduğunu söylemek istiyordum, ama bedenimde hiçbir hareket yoktu. Nefes, kan basıncı yoktu, ansefalogram düzdü. Öldüğümü söylediler. Ancak üç saat sonra bedenime girebildim, bu süre zarfında beynimde hiçbir tahribat olmamıştı.” (Sayfa: 29)

Bir gazeteci geçirdiği ölüm deneyimini şöyle anlatıyor: “Uçarak lambanın yanına yükseldim, tavanın tam altında durdum. Doktor ve hastabakıcılar beni hayata döndürmeye çalışıyorlardı. Bir hastabakıcı kadın “Aman Allahım öldü” dedi, bir diğeri hayat öpücüğü vermek için üzerime eğildi. Ensesini gördüm, kısa kesilmiş saçlarının dikilişini hep hatırlarım. Sonra elektrik şoku vermek için beni makineye soktular. Bedenimin sarsıldığını gördüm, korkunç bir şeydi. Neden bedenime bu kadar acı verdiklerini anlayamıyordum, çünkü kendimi çok iyi hissediyordum. Bedenimi rahat bırakmaları için onları uyarmak istedim, ama beni işitmediler. Kollarını yakalamak için çabaladım ama tınmadılar!” (Sayfa:33)

Ölüm deneyimi geçirmiş bir kadın tüm hayatının bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçişini şöyle anlatıyor: “Işık varlık hayatıma ait söyleyecek bir şeyim olup olmadığını sordu. Ansızın görüntüler belirdi, çocukluğumdan başlayarak tüm hayatımı seyretmeye başladım. Hepsi o kadar net ve renkliydi ki, kendimi sanki o sahnelere katılıyormuşum gibi hissettim. Bunları seyrederken ışık varlığı hiç görmedim, ama oradaydı, varlığını hissediyordum. Bazen araya giriyor, bazı noktalara dikkatimi çekiyordu. Sonunda bana hazır olmadığımı söyledi, bedenime geri döndüm. Olan biten her şeyin beş dakikadan fazla sürmediğini sanıyorum.” (Sayfa: 37)
Ölüm deneyimi geçiren bir hasta, öte alemde sınırda bekleyen varlıkları şöyle anlatıyor: “Sanki suyun üzerinde kayan bir vapurda gibiydim. Öteki kıyıda annemi, babamı ve kardeşlerimi görüyordum. Yanlarına gelmem için işaret ettiler, ama ben hazır değildim. Bu arada bedenimle uğraşan doktor ve hastabakıcıları görüyordum. Ölmeyeceğime göre neden zahmet ettiklerini anlayamıyordum. Bir şeyler söyledim, ama beni duymadılar. Karşı kıyıya varmadan önce vapur yarım çark etti, birden uyandım ve doktora “ölmeyeceğim” dedim.” (Sayfa: 38)